Ormandaki Kulübe

9 Kasım 2020

Photo by Martin Tupy on Unsplash

ORMANDA BİR GÜN

Bir adım attım ve ince bir dalın ayağımın altında çatırdadığını hissettim. Başımı yukarı doğru kaldırdım ve ormandaki ağaçların arasından görünen gökyüzüne baktım, güneş ışıkları dalların arasından ince ipler gibi süzülüp ormanı aydınlatıyordu. Derin bir nefes aldım, dün geceki yağmurun kokusunu hala üzerinde taşıyan toprağın ve ağaçların kokusu içime doldu. Bir yandan hayranlıkla en az 300 yıllık çınar ağaçlarının gövdelerine bakarak ileri doğru yürümeye devam ettim. Orman şarkı söylüyordu. Kuşlar cıvıldıyor, ağaçların dalları doğan güneşe rağmen insanı hafifçe ürperten sabah rüzgarıyla hışırdıyordu. Ellerimi ağaç gövdelerine sürebilmek için ağaçlara daha da yaklaşarak ormanda ağır ağır ilerlemeyi sürdürdüm. Uzaktan bir derenin şırıltısı duyuluyordu, sese doğru yürüdüm.

Ben ilerledikçe ağaçlar seyrekleşti ve sonunda karşıma tahmin ettiğim gibi, sığ ama hızlı akan bir dere çıktı. Eğildim, buz gibi ama dibindeki çakıl taşları tek tek seçilebilen suya ellerimi daldırdım, yüzüme çarptım. Sonra avucuma doldurup o tatlı suyu kana kana içtim. Derenin diğer tarafına baktım, karşımda rengarenk çiçeklerle dolu uçsuz bucaksız bir kır uzanmaktaydı. Ağaçların gölgesi olmayınca güneşin sıcaklığını iliklerime kadar hissettim. Ayakkabılarımı çıkarıp dereyi yalın ayakla geçtim. Geçer geçmez de ayağımı sıcacık çimene bastım. Derenin suyundan üşüyen ayağımdan bacağıma ve oradan tüm vücuduma bir sıcaklık yayıldı. Birkaç adım atınca kendimi sarı papatyaların arasında buldum. Dere kıyısından yürümeye karar verdim. Bir süre sarı papatyaların içinden yürüdüm, sonra halk arasında mavi renginden dolayı boncukotu da denen masmavi kır çiçekleri başladı ve bir süre sonra adeta bir gökkuşağı gibi pembe, mavi, sarı, kırmızı çiçeklerin yeşil boyunlarıyla birbirine sokulduğu bu muhteşem kırda yürümeye devam ettim. Ta ki, bir havlama duyana kadar.

Dostça bir havlamaydı bu. Karşımda düşük kulaklı, en fazla 1-2 yaşlarında, sarı tüylü bir köpek vardı. Yanıma geldi, kendini sevdirdi, daha sonraysa ileri doğru koşup koşup sonra geriye dönüp bana doğru gelerek, onu takip etmemi istedi. Dere boyunca onu takip ederken dere yatağının genişlediğini fark ettim. Tahta bir köprüye geldik ve köprüyü geçerken ileride ormanın başladığı yerde bir kulübe olduğunu fark ettim. Sarı köpek beni buraya çağırıyormuş demek ki.

Görünürde kimse yoktu. Evin kapısı açıktı, içeri girdim ve etrafa bakındım. Duvarda bir şömine ateşi yanıyordu. Ateşin üzerinde kaynayan tencereden baharatlı güzel bir çorba kokusu geliyordu. Odaya sinmiş kahve kokusuna rağmen duyuluyordu çorbanın kokusu. Ateşte yanan odunların çıtırtısı ve alevlerin kapıdan giren esintiyle dansı insanın uykusunu getiriyordu. Şöminenin karşısında bir kanepe vardı. Kanepe çok rahat görünüyordu. Birisi sanki oraya geldiğimde uzanmak isteyeceğimi düşünmüş gibi bir battaniye ve yastık koymuştu oraya. Ateşe bakmaya devam ederek kanepeye uzandım. Kulübenin kapısını kapatmaya gerek bile duymadım. Burada güvende olduğumu bilmenin huzuruyla kanepeye uzandım, gözlerimi kapadım ve tatlı bir öğle uykusuna daldım.

FARKLI BİR PROBLEM ÇÖZME TEKNİĞİ

Şimdi kaçınız o ormanda, o kırda ya da o kulübede ateşin önünde olmak istedi söyleyin bakalım? Bu hayal sizi heyecanlandırmadıysa üzülmeyin, işin güzel tarafı sizi heyecanlandıracak hayalin tek sınırının sizin hayal gücünüz olması.

#güvenlibiryer yazılarını yazma amacım farkında olmadan ürettiğimiz düşüncelerin ve oluşturduğumuz inançların hayatımızın gidişatı üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek için yollar aramaktı. Zihnimizi güvenli bir yere dönüştürmek için neler yapabiliriz bunu araştırmak istemiştim. Serinin son yazısında size karşınızda üstesinden gelemediğiniz bir duygu ya da problem olduğunu hissettiğinizde kullanabileceğiniz bir teknikten bahsetmek istiyorum. Bu tekniğin adı kendi “zihinsel vahanızı”* oluşturmak. Zihinsel vaha kavramıyla ilk karşılaştığımda direnç göstermiştim. Çünkü bir problem çözme tekniği olarak sunulmuştu. Gözlerinizi kapatıp olmak istediğiniz bir yeri veya anı hayal edip, sonra çözmek istediğiniz bir problemi düşünmeniz isteniyordu. Aslında tahmin edeceğiniz gibi problemin etrafındaki stresi azaltarak veya yok ederek zihnin onu çözmek için ihtiyacı olan yaratıcılığı harekete geçirmekti amaç.

Bense şöyle hissetmiştim, ben güzel bir hayalimi ya da anımı düşünüp üstüne bir problemi düşünürsem, o güzel anıyı da problemin stresi sıkıntısıyla kirletirim! Neticede kitapta verilen bu egzersizi yapamadım ilk seferde, hatta bana oldukça saçma geldi. Birkaç gün sonra meditasyon yaparken, bu egzersize bir şans vermeye karar verdim. Yazının başında bahsettiğim zihinsel vaham da işte bu şekilde ortaya çıktı. Doğrusu sizi sıkmamak için tüm detaylarını yazmadım. Zihinsel vahamda uykuya dalarken bir problemimi düşündüm. Orada uyku halinde biraz kaldıktan sonra gözümü açtım ve zihnimin serbest bir şekilde ürettiği çözümleri yargılamadan izledim. İşe yaradığını söyleyebilirim ve zaten yaramasa sizinle burada paylaşmazdım.

Zihinsel vahanızı çok stresli anlarınız için de kullanabilirsiniz. Yani fiziksel olarak olduğunuz yerden uzaklaşamadığınız ortamlarda 1-2 dakika gözlerinizi kapatıp vahanıza çekilerek zihninize küçük bir elektrik şoku verebilirsiniz. Vahanızı ne kadar detaylı planlarsanız o kadar iyi, böylece kendinizi güvende hissedeceğiniz zihinsel dinlenme alanınız ne zaman ihtiyacınız olsa emrinize amade olacak. Hatırlatmak istediğim tek şey şu, biz bu zihinsel vaha uygulaması ile hakikatten, olan bitenden, sorunlarımızdan kaçmıyoruz. Amacımız onların zihnimiz üzerindeki baskısını hafifletip yaratıcı yanımızı harekete geçirmek.

Eğer zihnimizi biraz daha güvenli bir yere dönüştürebilirsek, her sorunun çözümüyle geldiğini, aşılamayacak gibi görünen sorunların aslında kısa ve net yollardan hallolabileceğini görebiliriz. Ancak eğer zihnimiz tıkalı trafikteki araçlar gibi onlarca yüzlerce düşünce ile meşgulse biz de hareket edemez bir halde bulabiliriz kendimizi.

ŞAPKAYI  BU SEFER KAFAMIZA TAKIYORUZ

Biliyorsunuz bizde şapkayı önüne koyup düşünmek diye bir deyim vardır. Kişi bir şeyi yaptıktan sonra oturur ve şapkasını önüne koyup üzerine düşünür. İşte sanırım bu kitabın yazarı bu deyimi duysa epey gülerdi. “6 Şapkalı Düşünme Tekniği” kitabında yazar Edward de Bono sorun çözmede şapkalar aracılığıyla farklı yollar öneriyor. Şapkaları başınıza giydiğinizi farz etmenizi istiyor tabi, önünüze koymanızı değil. 6 farklı düşünme şeklini 6 renkle özdeşleştirerek bunların her birini de farklı düşünme metotları ile açıklıyor. Benim için bu yazıdaki zihinsel vahanızdan çıkınca en çok işinize yarayacak üçünden bahsedeceğim. Birincisi beyaz şapka, tarafsız ve objektif bakış açısıyla değerlendirmek üzerine kurulu. Beyaz şapkada içinde bulunduğunuz durumu, bir bilgisayar gibi değerlendirmeniz isteniyor, yani duygularınızı katmadan. Eldeki sorun karşısında beyaz şapkayı taktığımızda ne hissettiğimize değil, eldeki olgulara bakmamız gerekiyor.

İkinci şapka olan yeşil şapka renginden de anlaşılacağı üzere ise yaratıcı düşünme ile ilgili çünkü yeşil deyince büyüyen bitkileri, verimliliği düşünürüz. Yeşil şapkayı taktığımızda amacımız hareket etmek olmalı. Yaratıcı düşünmenin içine yazar kışkırtıcılığı da koyuyor ve bu şapkayı takanın olağan kalıpların dışında düşünmesini öğütlüyor. Yani problemi farklı bir yoldan çözebilirsiniz, bildiğiniz alıştığınız yoldan gitmek zorunda değilsiniz. Ayrıca kışkırtıcı davranmanın içine yazar tersten düşünmeyi de koyuyor. Yani bir şeyin olması gerekenin tam tersi şekilde yapılması, ya da sonda yapılacak şeyin başta yapılması gibi kabul edilemez gibi görünen çözümleri de dikkate almamızın bizim yaratıcı fikirler bulmamızı sağlayabileceğini söylüyor.

Bahsetmek istediğim son şapka ise mavi şapka. Mavi şapkayı taktığımızda düşündüğümüz şeyin kontrolünü yapıyoruz ve odaklanıyoruz. Henüz odaklanmamışsak doğru soruları sorarak odaklanmayı sağlıyoruz. Mavi şapka aynı zamanda bize neye ihtiyacımız olduğunu da söylüyor, hatta kitaba göre bu şapkayı takan diğer şapkalara tekrar ihtiyaç varsa tekrar dönebilir ve o şapkaların süreçlerini tekrar edebilir, ta ki odaklanma tamamlanana kadar.

NASIL YAPIYORUZ?

Diyelim ki zihinsel vahanıza gittiniz, zihninizde güveni tesis ettiniz. Gözünüzü açtınız, beyniniz alfa dalgalarından beta dalgalarına geçti (yani meditasyon halinden işe koyulacak düzeye geldiniz). Zihinsel vahanıza gitme ihtiyacı hissettiğinize göre bir sorununuz da var. İşte şimdi beyaz şapkanızı takın. Bu durumla ilgili verilere göz gezdirin sakince. Elde ne var? Olaya duygusal bakmadan sorun tam olarak nedir? Elinizdeki bulgular nelerdir? Onları sorgulayın. Onlar gerçekten veri mi yoksa sizin inançlarınız ya da yorumlarınız mı? Ortada gerçekler mi yoksa bir hikaye mi var. Bu aşamada bir hikaye çıkıyorsa ortaya onu sorundan sıyırıp alın. Sorun ortada çırılçıplak kalsın. Sizi rahatsız eden gerçek sorun nedir? Evet sorunu ortaya koyduğumuza göre, sıra geldi yeşil şapkaya. Şimdi atış serbest, çözüm üretin, başlayın atışa, neler yapabilirsiniz, neler mümkün? Çılgınca, yapamam, olmaz demeden potansiyel çözümler listenizi yapın.

Son şapka mavi şapka, bulduğumuz çözümler sorunla hizalı mı, dağıldım mı, dağıldıysam odaklanayım. Bulduğum çözümleri sadeleştireyim. Teknik olarak mümkün olmayanları eleyeyim ama kenarda ileride tekrar değerlendirmek üzere dursunlar. Ben bana en yakın olan, en ihtiyacım olduğunu düşündüğüm çözümle yola devam edebilirim artık. Bu çözüm bir fikir de olabilir, onunla ilgili ne adımlar atacağım bu konuda çözümün havada kalmaması için çok önemli. Hemen zaman çerçevesiyle bu adımları da planlayayım ki takipçisi olabileyim.

İSTİKLAL MARŞI VE KAPANIŞ 🙂

Bu yazıda önce zihinsel vaha oluşturmaktan, sonra da 6 şapkalı düşünme tekniğinden bahsettik (bu yazıda bizim için üçü yeterli diye düşündüm ama siz kitaba mutlaka bakın ilginizi çektiyse). İş kendi sorunlarımızı çözmeye gelince -özellikle şahsi olanları- çoğumuz terzi kendi söküğünü dikemez moduna giriyoruz. Buna insan davranışını inceleyen psikologlar, bilimadamları, gurular, yaşam koçları hepsi dahil. Hepimizin gün içinde binlerce düşünce üreten zihinlerimiz, dikkatimiz dağıldığı ve farkındalığımız azaldığında bizi sorunların çözümlerinden uzaklaştırıyor, ya da aslında sorun olmayan şeyleri sorun gibi görmeye başlıyoruz. Belki bu sebepten bir başkasının sorunları bize çok daha çözülebilir geliyor ama iş kendimize gelince nereden başlayacağımızı bilemiyoruz. Neyse ki araştırmak için buradayız, blogun adını boşuna seçmedim di mi ama? 😂

Aslında çoğumuz, birçok problemimiz olduğunu düşünüyoruz. Oysa hepimizin tek sorunu, sadece bizim bu tarzda problemlerimiz olduğunu zannetmemiz. Belki de kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şey, artık problem dediğimiz şeylerin bizim büyümemiz için karşımıza çıkan engeller olduğunu ve bize özel olmadıklarını fark etmek. Zihinsel vahanızdan gözlerinizi açarak döndüğünüzde her seferinde bir konuya odaklanmaya özen gösterin ve zihinsel vahanızı gündelik basit şeyler için kullanmayı tercih etmeyin ki sihri bozulmasın. Eğer sizi daha iyi hissettirecekse problem/sorun kelimeleri yerine konu ya da mesele diyebilirsiniz. Hatta onlara kendinize özel bir isim bile verebilirsiniz. Temelde biz insanların sorunu kendimizi ve sorunlarımızı özel sanmamız. Böyle dediğimde kırılıp güceniyor musunuz mesela? Gücenmeyin, çünkü inanın derdiniz her neyse dünyadaki 6 milyar insanın içinde onunla boğuşan bir sürü insan var. Çektiğimiz tüm acılar ortak. Çünkü hepimiz muhteşem ve kusursuz BİRin eşsiz parçalarıyız. Onlardan ayrı kaldığımızı/olduğumuzu sandığımızda bile onlara bağlıyız.

#güvenlibir yer dedik ve #ormandakikulübe ile tamamladık. Umarım bu serideki yazılar size iyi gelmiştir, gündeminizde olan ve sizi düşündüren şeylere farklı bir şekilde bakmanız için sizi motive etmiştir. Yazıyı beğendiyseniz faydalı olabileceğini düşündüğünüz kişilerle paylaşırsanız yazılarımın daha fazla insana ulaşması için bana destek olmuş olursunuz. Bir sonraki yazıya kadar sevgiler, selamlar.

*Zihinsel Vaha tekniğine Eileen Mulligan’ın “Yaşam Yönetimi” kitabında 78. sayfada yer verilmiştir. Bu yazıda, yazarın uygulama şeklinden birebir bahsetmedim çünkü onun anlattığı şekilde uygulamaktan verim alamadım. Benim yazıda anlattığım şekli benim tarafımdan denenmiş ve başarıya ulaşılmış halidir.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply