Senin Hatan Değil!

30 Ekim 2020

 

“Good Will Hunting” (Türkçe’ye çevrildiği ismiyle “Can Dostum”) filmini izlememiş olanınız var mı? İzlemeyenler için filmin heyecanını kaçırmak istemem, bu yüzden sadece kısaca bir sahnesinden bahsedeceğim. Artık klasikler arasında yerini almış bu filmde baş kahramanımız Will ile terapisti arasında yaşanan bir diyalog filmin en etkileyici ve yürek burkan noktasında gelir. Bu sahnede merhum aktör Robin Williams (ki bu rolüyle Oscar kazanmıştı) Matt Damon (filmde Will)’a her “Senin hatan değil” dediğinde Will ile beraber biz de adeta çözülürüz ve sonunda sarıldıklarında Will ağlarken sanki biz de avutuluyormuşuz gibi gelir.

Utanç ile ilgili yazımda, utanç ve suçluluk duygusunu ayrı yazılarda ele almak istediğimi belirtmiştim. Bu çok yakın iki duygu birbirinden ince bir çizgi ile ayrılırlar. Suçluluk duygusu yaptığımız ya da yaptığımızı düşündüğümüz bir şeyden ileri gelir. Utanç ise kendimizle ilgilidir ve bir eylem değil konu hakkındadır çoğu zaman. Biz bugün gelin bize suçlu hissettiren şeylere bakalım. Onları iyileştirmeye odaklanalım.

Söz konusu suçluluk duygusu olduğunda iki farklı durum var. Bazen gerçekten yanlış bir şey yapmış olabiliriz. Bazen de sadece yanlış bir şey yaptığımızı “düşünüyor” olabiliriz. Yani suçluluk duygusu somut bir eylemden kaynaklanıyor olabilir, mesela birini kırmış incitmiş olabiliriz. Ya da istemeden yaptığımızı düşündüğümüz bir şeyden dolayı suçlu hissediyor olabiliriz ki bu genelde geçmişe yöneliktir.

Benim yıllardır kişisel gelişim kitaplarında okuduğumda iliklerime kadar gıcık olduğum bir şey var. O da “kabullenme” ve “sorumluluk” kelimelerinin kullanımı. Yanlış anlamayın kızmamın sebebi olana kabul vermeye, ya da hayatımızda olanların sorumluluğunu almaya karşı olmam değil. Ancak bu kavramların öyle pat diye çözüm olarak sunulması bana çok hızlı bir geçiş gibi geliyor. Acı içinde olan bir insana, bunlardan sen sorumlusun demek biraz sert yani! Hayatımızda bir şeyler yolunda gitmediğinde, bunun bizim eylemlerimizin bir sonucu olduğunu kabul etmemiz gerekir elbette ve hayatımızı yoluna koymak da bizim sorumluluğumuz, tamam kabul. Bununla beraber bu kabulleniş ve fark edişin ve pişmanlığımızın suçluluk duygusuna dönüşmemesi için ne yapalım?

Ve hali hazırda kendimizi suçlu hissettiğimiz bazı sonuçlarla ve durumlarla nasıl barışalım?

BENDEN Mİ KAYNAKLI BAŞKASINDAN MI?

Ben mi yapıyorum, başkası mı? Şu bir gerçek ki, suçlayan bir dille konuşma alışkanlığımız var. Birbirimize etiketler yapıştırmaya da bayılıyoruz. Bu böyle olduğu için, eğer bir konuda suçlu hissediyorsak, bunun bize yapıştırılan bir etiket olup olmadığına bakmamız lazım. Yıllar önce ortaokulda o zaman yakın olduğum bir arkadaşım beni bencil olmakla suçlamıştı. Ben öyle olmadığımı düşünüyordum ama yine de bu tavrı beni çok üzmüştü. Aramız açıldı ve birbirimizle konuşmayı bıraktık. Muhtemelen o zamanlar bunu konuşacak olgunlukta olsak bir şeyler farklı olurdu. Mesele aslında artık birbirimizle arkadaş olmak istememizdi bence. Böyle olması gerekiyormuş. Olumsuz bir eleştiri aldığınızda eleştirinin kimden geldiğine dikkat edin ve sizi seven ve önemseyen insanların eleştirilerini önemseyin. Karşınızdaki insanın eleştirisine dikkatle bakın, onunla konuşun, anlamaya çalışın, haklılığını araştırın ancak hesaplar sizinkiyle tutmuyorsa unutmayın ki bazı insanların da hayatımızdan çıkması gerekiyor (ki yenileri girebilsin). Yola iç rahatlığı ile onsuz devam edin. Hayatınıza yeniden girmek isterse bunun için bir çaba gösterecektir. Eğer yapılan eleştiride haklılık payı varsa hatırlayın ki önemli olan hatanızı düzeltmek istemeniz ve bu yönde sevgiyle adım atmanız.

GERÇEKTEN BİR ŞEY YAPTINIZ MI?

Sevdiği birini kaybeden herkese oluyor mu bilmem ama ben babam öldükten sonra bazı pişmanlıklar yaşadım. Keşke ona biraz daha şöyle davransaydım, böyle yapsaydım, şunu deseydim diye kendimi çok üzdüğüm günler oldu. İşin tuhaf tarafı hissettiğim suçluluk duygusunu tespit etmem bayağı zaman aldı. Bir sabah meditasyonu sonrası elimde bir cımbızla bir kıymığı etimden çeker gibi çektim aldım o duyguyu. İtiraf edeyim yeri hala bazen acıyor. Yine de onu çekip aldığım gün oraya giren ışık yaranın çoğunu iyileştirdi. Eğer onu kaybedeceğimi bilsem yapmış olacağım veya yapmamış olacağım şeyler vardı elbet. Babamı çok severdim, ona elimden geldiği kadar bunu gösterirdim, yapabildiğimi yaptım. Sevildiğini bilerek gittiğine eminim. Bu kadarı da bana yetiyor artık.

Sizin de buna benzer, geçmişe dair, kendinizi suçladığınız konular, olaylar varsa, suçlu hissettiğiniz konunun gerçekliğini araştırın. Olay bazen kontrolden çıkabiliyor çünkü. Kendinize eziyet mi ediyorsunuz? Gerçekten birini bilerek ve isteyerek kırdınız mı? Ortada somut bir hata var mı? Hala yas sürecinde misiniz? Kendinizi suçlayarak yas sürecini kendiniz için zorlaştırıyor musunuz? Uzmanlar 2 tane çok önemli yas süreci olduğunu söylüyorlar, biri ölüm, diğeri boşanma. Ama bana sorarsanız, bu ikisi kadar ağır hissedilmese de, sevdiği bir işten çıkartılan, kurduğu iş iflas eden, uzun süren bir ilişkiden veya arkadaşlıktan mahrum kalan herkes de yas sürecinde.

Ortada bir başkasına gerçekten zarar vermiş olan bir eylem yoksa, o zaman işe olmuş olanın geçmişte kaldığını, canımızı zaten yeterince yaktığını ve o yarayı açık tutmanın bize bir fayda sağlamadığını kabul etmekle başlayabiliriz. Belli ki olmuş olanla ilgili hislerimiz, düşüncelerimiz gerçeği yansıtmaktan uzaklaşmış, bir illüzyona dönüşmüş. Kendimize eziyet etme noktasına gelmişiz belki de fark etmeden. Şimdi o yarayı rahat bırakma ve iyileşmesine izin verme zamanı.

DİYELİM Kİ GERÇEKTEN YAPTINIZ

İnsanız, hatalarımız olacak. Birine istemediğimiz bir şey söylemiş, onu kırmış olabiliriz. Birini aldatmış, yalan söylemiş, hatta daha büyük hatalar yapmış da olabiliriz. Eğer başkalarının değil kendi tanımımızla bir hata yaptıysak, artık özür dileme, gönül almak için çalışma zamanımız gelmiş. Bir de böyle olayların sürekli tekrarlanmaması için ne yapabilirizi düşünmek lazım, çünkü sürekli insanları incitip özür dileyerek de olmuyor.

Shadow Yoga’ya yeni başladığım zamanlardı, hocamız Defne Suman’dan yoganın “Ahimsa” ilkesini ilk kez duydum. Ahimsa ilkesine göre merhamet sahibi olmamız ve hiçbir canlıya zarar vermememiz gerekiyor. Ahimsa’yı hayatıma %100 katamadım henüz ama yine de hayata da kendime de bakışımı değiştirdi. Karma nedir sanırım bilmeyen kalmadı ancak kısaca hatırlatırsam, karma felsefesine göre yaptığımız her şeyin bir sonucu var ve biz onu deneyimleyeceğiz, dolayısıyla bir canlıyı incittiğimizde bunun bedelini er ya da geç ödeyeceğiz. Sözlerimizde ve eylemlerimizde şiddetten arındığımızda dünyanın ne kadar barış dolu bir yere dönüşeceğini hayal edin. Tamam biz Ahimsa’yı benimsediğimizde, herkes benimsemeyecek belki de. Bir yerden başlamak lazım ama değil mi?

Peki geçmişte yaptığımız hatalar ne olacak? Telafi edebiliyorsak, hemen bugün harekete geçmek mümkünse, muhattabımız bizden hala bir özür bekliyorsa, hemen bugün özür dileyebiliriz. Yok, o tren çoktan kaçtıysa, o zaman kimi kırıp incittiysek, onun seveceği bir iyilik yapabiliriz. Bu maddi bir şey olmak zorunda da değil. Hayatta en önemlisi niyet etmek, siz yeter ki bağışlanmak isteyin. İçinizden geçirin, bir yol arayın, o yol önünüzde açılacak, emin olun.

BENİM HATAM DEĞİL!

Kişisel gelişim kitaplarında yıllarca okuyup da 2 sene öncesine dek anlamadığım ve bence insanın iyileşme ve kendini anlama sürecinde bir dönüm noktası olan (dönüm noktası çünkü arada fark etmeden dönüp geriye gidebiliyorsun 😂) kendini bağışlamaktan bahsedelim mi? Eğer zihnimiz sürekli kendimizi suçlayacak düşünceler üretiyorsa, kendimizi önüne geçilmez şekilde sürekli bir şeylerden dolayı suçlu hissediyorsak, kendimize karşı nasıl daha merhametli oluruz? Suçluluk duygusunu nasıl iyileştirir ve ondan özgürleşiriz?

Bunun tek ve basit bir yolu olsa keşke ve ben de size onu söylesem. Hayat bayram olsa. Hatırlatmakta fayda var, suçluluk duygusunun  kökeninde korkularımız var, yani zihnimizin tasarladığı ve bize gerçekmiş gibi sunduğu olumsuz düşünceler. Eğer bir süredir herhangi bir konuda suçluluk duygusu deneyimliyorsanız, önce bu konu hakkında ne yapabileceğinizi düşünün, sonra da küçük de olsa telafi için bir adım atın. Bazen hayatımızda bazı konular kalıplaşır ve sürekli benzer sorunlar yaşarız. Bu yetmezmiş gibi bu konuda ilerleme kaydedemediğimiz için de suçlu hissederiz.

Siz de böyle bir süreçten geçiyorsanız, kendinize her şeyden önce hata yapma izni verin. Siz hatalı değilsiniz. Hata yapmak bir öğrenme şekli. Bu yüzden hatalarımıza deneyim olarak bakmamız daha doğru. Ancak hatalarımızın düzeltilebilir olması için, yani o kalıpları kırabilmek için, bir dahaki sefere neyi farklı yapacağımızı düşünmemiz ve karar vermemiz gerekiyor. Örnek: eğer diyeti her seferinde 2. haftada bozuyorsam, böyle olmaması için neye ihtiyacım var? Örnek: eğer bir konu açıldığında eşime hep sert tepki veriyorsam bu konuda daha anlayışlı olmak için neye ihtiyacım var ve bunu ona nasıl ifade edebilirim?

Bağışlamak, öznesi ister biz olalım, ister bir başkası, olanı unutmak değil. Olanı sevgiyle kabul etmek, onu çirkin ve bir daha olmaması gereken bir şey gibi etiketlemek değil, onu sadece öyle olmuş olması  gerektiği için gerçekleşmiş ve artık geçip gitmiş bir olay olarak geride bırakmak. Bağışlamak olanı sevgiyle kabullenmek. Adeta kişisel gelişim yolculuğumuzun bitirme tezi!

İster gerçekleşmiş bir hatadan kaynaklansın, ister hayal edilmiş; suçluluk duygusu bizi ağırlaştırır, değersiz hissettirir, bize engel olur. Kendimizi sabote etmemize, öfkemizi kendimize ve hatta bazen başkalarına yöneltmemize sebep olabilir. Suçluluk duygusu her zaman yüzeyde olmaz, bazen derinlerden usul usul ilerleyebilir. Onu fark ettiğimizde, sadece iyileştirilmesi gereken bir alan olduğunu anımsayalım. Ortada bir suç değil bir yara olduğunu ve merheminin duygusal dürüstlük ve asıl ilacının sevgi olduğunu hatırlayalım.

Zihnimizin güvenli bir yere dönüşmesi için olumsuz duygularımızı anlamaya yönelik yazdığım bu serinin bir sonraki yazısı ile seriyi sonlandıracağım. Şimdi sıra sizde. Yukarıda bahsettiğime benzer deneyimleriniz oldu mu? Can Dostum filmini izlemiş miydiniz? Suçluluk duyduğunuz şeylerle ilgili ne yapıyorsunuz? Yazıyı beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply