Ben Gittiğimde Geriye Ne Kalacak?

26 Ekim 2020

Hiç ölümden döndünüz mü? Ya da ciddi bir kaza atlattığınız oldu mu? Çok dramatik bir şey olmasına gerek yok, karşıdan karşıya geçerken, fark etmediğiniz için sizi ezmemek adına acı bir kornayla duran bir araba bile, aslında sizinle ölüm arasındaki o çok ince çizgiyi hatırlatmıyor mu? 2 defa trafik kazası atlatmış biri olarak o anda hayatınızın gerçekten bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçtiğini söyleyebilirim. Ne hissettiğimi soracak olursanız, korkudan ziyade bir şaşkınlık galiba. Gerçekten öldüğümüzde nasıl olacak kim bilir? Kaç yaşında olursak olalım, bir şaşkınlık yine de olur herhalde.

#güvenlibiryer yazı serisine #özgürlük ile devam ediyoruz. Bu konuya girmek için neden ölümden bahsetmeyi seçtim peki sizce? Önce bir itirafta bulunayım, aslında önceden net bir şekilde belirlediğim konularda yazmak benim için daha kolay olur diye düşünmüştüm. Öyle olmadı. Özgürlük ise şu ana dek içlerinde en çok zorlandığım konu oldu. Bir yerden sonra yazıya sizin için özgürlük nedir diye başlamayı bile düşündüm! Doğrusunu isterseniz özgürlükle ilgili yazmak istememin sebebi, onun yolculuğumuzun ruhani kısmında yeterince önem verilmemiş bir kavram olduğunu düşünmemdi. Özgürlük denince aklımıza ilk gelenler bizim kişisel özgürlüğümüz olmuyor çünkü.

Aslında mesele özgürlüğün size, bana, komşu teyzeye ifade ettikleri değil, mesele, biz özgür müyüz, özgür hissediyor muyuz ona bakmak istedim. Şimdi sizinle küçük bir oyun oynayalım, kendinizi, son nefesinizi vermek üzere bir halde ölüm döşeğinde hayal edin.

Acıklı bir sahne değil bu, sevdikleriniz de orada (eğer öyle tercih ederseniz), sağlıklı, güzel bir hayat yaşamışsınız, artık vakit gelmiş, vedalar edilmiş. Sahne bu, şimdi düşünün, neler için minnettarsınız? Neler için pişmanlık duyuyorsunuz? Neleri keşke yapsaydım diyorsunuz? Sakince düşünün bunları. Mesela ben düşünüyorum şu anda. Bir sürü iyikilerim var. Ama şu anda ölsem, yapmayı istediğim ancak henüz yapamadığım bir sürü de şey var. Bunu düşünmenizi istememin sebebi, tahmin edeceğiniz üzere, yapmak istediğiniz şeyleri netleştirmek. Ölüm döşeğinizde keşke yapsaydım dediğiniz her ne varsa (mesela benim bir kitap yazmak var, farklı ülkeleri gezip görmek var, hikayeler yazmak var, aşık olmak var) onları yapmak için hala vaktiniz olduğunu hatırlatmak. Bakın bakalım neler o şeyler, onları unutmamak için kısaca alt alta not ederseniz de iyi olur. Yazı bittiğinde nerden başlayacağınızı bilirsiniz engelleri kaldırmaya.

Eğer hayatta ne yapmak istediğinizden çok da emin değilseniz, ya da eminseniz dahi, Eric Fromm’un ‘Özgürlük Korkusu’ adlı kitabından şu sözünü paylaşmak istiyorum, “Modern insan ne istediğini bildiği illüzyonuyla yaşar ama aslında ‘istemesi beklenileni’ ister. Bunu kabul edebilmesi için insanın gerçekten istediğini bilmesinin birçok kişinin sandığı gibi kolay olmadığını hatta bir insanın çözmesi gereken en zor problemlerden biri olduğunu kabul etmek gereklidir. Bu, bizim için ‘hazır hedefleri’ kabul ederek, yapmaktan delice kaçındığımız bir görevdir.” İşte yukarıdaki ölüm döşeği hayali belki Fromm’un bahsettiği zor görevi biraz olsun kolaylaştırır sizin için. Ben, neyi yapmadan ölmek istemiyorum sorusunu sorarsınız kendinize belki bu sayede. Ve o şey her neyse, onu fark etmeniz bile zihninizde ve alanınızda onun için bir olasılık oluşturacaktır.

Özgürlük için ilk adım belki bu yukarıda bahsettiğim yüzleşme olabilir. Bu anlamıyla özgürlük ben neyi yapmak istiyorum ve hayatımı somut anlamda ne yöne doğru ilerletmek istiyorumun bir yansıması. Bunu yaptıktan sonra ise ruhsal özgürlüğe doğru adım atmaya başlayabiliriz. Ruhsal özgürlük bizi fiziksel bedenimizin ve düşünce yapımızın dışında farklı bir boyuta taşıyacak olan özgürlük. Elbette oraya ulaşmadan evvel bizi sınırlayan, limitleyen davranış ve düşüncelerimizi fark ederek onlardan özgürleşmek için harekete geçmemiz gerekiyor.

Bu da bizi yazının başlığına getiriyor. Ben öldüğümde, geriye sadece bir beden mi kalacak? Ben bedenim miyim? Hayır, elbette, bizler bedenlerimiz değiliz. Ben öldüğümde geriye adım, bedenim, belki birkaç parça eşyam kalacak diye düşünürsem, anlamlı bir yaşam sürmüş gibi hissedebilir miyim? O halde ben anlamlı bir yaşam sürdüm diyebilmek için nasıl bir yaşam sürmüş olmalıyım? İyi ki bu hayatı yaşamışım diyebilmek için nasıl bir hayat yaşamış olmak isterim? Ve şu anda o hayatı yaşayamıyorsam beni engelleyen nedir/nelerdir?

“Bir insanı hapsedebilirsiniz, ancak düşüncelerine dokunamazsınız” derler ya hani. Peki ya o insan kendi düşüncelerinden kendisine bir hapis yaratmışsa, o insan nasıl özgür kalır? Düşüncelerinizle kendinize bir zindan yarattıysanız, o parmaklıkları kaldırabilecek kişinin yine siz olduğunuzu hatırlayın. Sizi o parmaklıkların arkasında tutan; olumsuz inançlarınız, korkularınız, endişeleriniz. “Ben yapamam, hayat çok zor, bu yaştan sonra olmaz, artık çok geç, bunun için param yok, benim sorumluluklarım var, ben şanslı biri değilim.” Bunlar gerçekten böyle mi? Hemen şimdi, hemen şu anda, zor olmasına rağmen başardığınız 3 şey söyleyebilir misiniz bana? Eminim söylersiniz. Eminim 3’ten çok daha fazladırlar.

Sizler bedeniniz, düşünceleriniz, duygularınız, inançlarınız, geçmişiniz değilsiniz. Bu hayata ne için geldiğinizi bulmak için geç kalmadınız. Belki de yaşamış olma amacınızı ölmeden birkaç dakika önce anlayacaksınız. Ne önemi var? Kendi mutluluğunuz ve bütüne hizmet için buradasınız. Amacınızın bütüne nasıl hizmet edeceğini anlamak için harekete geçin, adım atın, destek isteyin. Özgürlüğün; sizi limitleyen, sizi parmaklıklar arkasında hissettiren her şeyden adım adım, sabırla, erdem ve zerafetle özgürleşmek olduğunu hatırlayın. Kırmadan, incitmeden, yıkmadan, yok etmeden özgürleşmek de mümkün.

Eğer hala hayattaysanız, şu anda hangi şartlarda yaşıyor olursanız olun, fiziksel özgürlüğünüz kısıtlı da olsa, maddi şartlarınız çok sınırlı da olsa, zihninizde sizi limitleyen düşünceler de olsa özgürlüğün “istemekle” başladığını hatırlayın. Kölelik bugün bitiyor. Biz özgürüz. Sevmekle başlıyor özgürlük, imkanlarımız ne olursa olsun mutlu olmak, yaşamımızda anlam bulmak ve ilerlemek için adım atıyoruz. İnanmakla başlıyor özgürlük ve yapacağımız şeylerle devam ediyor.

Son olarak Sadhguru’nun şu sözleri ile bitirmek istiyorum. “Sadece özgürlük sonsuz olabilir. Esaret sınırsız olamaz. sadece özgürlük sınırsız olabilir. Bu sadece anlamsal ve fikirsel değil. Yaşam deneyimine gelince, zamanınızı özgürlük ve nihai olanla ilgili düşünerek ve konuşarak harcamayın. Beden bir sınırlamadır, zihin bir sınırlamadır, duygular sınırlamadır – ancak onlar aynı zamanda olasılıklardır. Şu an sizi ne bağlıyor bakın ve bunun ötesine nasıl geçeceğinizi görün. Büyümek budur.”

Ben öldüğümde geriye ne kalsın istiyorum? Hiçbir şey. Önemli olan ben yaşarken ne üretebilirim, ne yapabilirim, nasıl mutlu olurum ve sınırlarımı nasıl ortadan tek tek kaldırırım diye fikir üretmek ve bunun için çalışmak. Böylece benden geriye sadece özgür bir ruh kalır ve o nereye gidecekse gider, o ruh belki bu dünyada yok olur, belki de hikayesi başka şekilde başka bir yerde devam eder. İçimdeki özgür ruh içinizdeki özgür ruhu selamlıyor.

#güvenlibiryer’in sonraki yazısı #suçlulukduygusu hakkında olacak. Hepinize harika bir gün ve hafta dilerim. Yazımı beğendiyseniz, ruhuna iyi gelecek bir sevdiğinizle paylaşırsanız sevinirim.

Bu yazıyı okuduktan sonra size iyi gelecek bir şarkı. Winter is coming ne de olsa.

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply