Kendi Değerini Fark Etmek

25 Eylül 2020

Vazgeçme. Yalnız değilsin. Önemlisin. Photo by Dan Meyers on Unsplash

Bu yazıyı yazmama 2 şey sebep oldu. Birincisi dün yüreğimi burkan bir şey gördüm Twitter’da. Kocaeli’nde yaşayan Furkan Celep adında 18 yaşındaki bir genç, ardında Instagram hesabından paylaştığı bir intihar notu bırakarak hayata veda etti. İkincisi ise Instagram’da @sizinnesilbiacayip adlı hesapta denk geldiğim şu paylaşım ve altına bırakılan yorumlar.

Bu görsel sadece alıntı olarak paylaşılmaktadır. Üzerinde hiçbir hakkım bulunmamaktadır. Orijinal paylaşımı görmek için görsele tıklayın.

Sadece var olduğumuz için değerli olduğumuza inanmak neden zor? Furkan Celep, intihar notunda, kendini değersiz hissettiğini, bir ev ya da araba için çalışarak hayatını harcamak istemediğini yazıyor. O daha 18 yaşındaydı ve yeri iş değil okuldu aslında bunu hepimiz biliyoruz. Genç yaşında okula gitmek yerine bir kargo şirketinde çalışıyordu.

Değerli hissetme duygusu ailemiz tarafından bize verilen değeri görerek başlıyor. Ancak bu yeterli mi? Değil. Çünkü çoğumuzun ebeveynleri bizi yetiştirirken ellerinden duygusal ve maddi anlamda ne kadarı geliyorsa ancak onu yapıyor. Bu nedenle de hayatta ilerlerken onların bize aşıladığı kadarıyla yetinmeye kalkarsak cephanemiz bir yerde tükeniyor. Kendimizi değerli hissetme olgusunu başkalarına bağlamayı bırakıp bu duyguyu kendimizden alıyor olmamız lazım. Burada da devreye yukarıdaki paylaşım giriyor. Ben kimse için bir şey olmadığımda neden değerliyim?

Dini inancı olanlarımız, yaradılanı severim yaradandan ötürü diyebilir. Allah hiçbirimizi boşuna yaratmadı elbet vardır bir bildiği diyebilir. Peki ya bu yolu seçmeyenler? Onlar neye inanacak? Kimse için değerli olmadığımızda dahi, bizi değerli yapan şey ne?

Bana göre sizi değerli yapan şeyi söyleyeceğim, hazır mısınız? Sizi değerli yapan şey, ürettiğiniz değer, yarattığınız değer, gösterdiğiniz değer. Birlik bilincinden ayrılırsak, kendi değerimizi sorgulamaya başlarız. İnsana en çok acı veren şey ayrılık hissidir. Bir bütünden koparılmışlık hissidir. “Kendi yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var” diyen Furkan bunu çok iyi açıklıyor. Kendisini bu dünyaya “ait” hissetmemiş çünkü. Kendisini “birin” bir parçası hissetmemiş. O bütünden koparılmış, ondan ayrı, ondan değersiz hissetmiş. Kendi ürettiği değeri beğenmemiş, özümsememiş. İyi bir insan olmak için çabaladığını ancak bunun takdir görmediğini hissetmiş. Elinden geldiğince iyi bir insan olmaya çabalasa da bunun yeterli olmadığını düşünmüş. Bunlar benim yorumlarım elbette, artık o burada olmadığından hislerini asla tamamen bilemeyeceğiz.

Tekrar yukarıdaki paylaşıma da gelirsek, sadece var olduğumuz için değerli hissetmeli miyiz? Evet, ve sebebi de şu: Bizim üreteceğimiz değer eşsiz de ondan. Bizden önce binlerce insan o işi yapmış dahi olsa, biz onu kendimiz olarak yapacağız. Üreteceğimiz değer bütünün içinde kendisine yer bulacak. Biz de bütüne hizmet etmenin mutluluğunu yaşayacağız. Yani anahtar kelimeler, birlik ve hizmet.

Sadece var olduğumuz için kendimizi nasıl değerli hissederiz? İyi bir şeyler yapabileceğimize inanarak. Üstelik bu iyi şeyler, çok büyük şeyler olmak zorunda değil. Birilerinin elinden tutmak çok zor değil. Yaptığımız dünyanın en sıradan işi de olsa, onu hakkını vererek yapmak zor değil (iş hayatında her zaman söylediğim bir şey vardır, bir şeyi yaparken özen göstermek size vakit kaybettirmez, aksine kontrol sürecinde zaman kazandırır). Ne iş yapıyorsak yapalım, yaptığımız işle gurur duyabiliriz. Bir dostu gülümsetmek, bir kedinin başını okşamak, yolda aynı yönde yürüdüğümüz yaşlı birinin paketini taşımak, bizimle ilgilenen garsona bahşiş bırakmak, birine yürekten teşekkür etmek, kırık bir kalbi onarmak, gerektiğinde özür dilemek, sosyal medyada güzel ve destekleyici yorumlar bırakmak, hepsi ne kadar kolay.

Furkan bu dünyada yarattığı değeri fark edemeden ayrıldı aramızdan. Eminim sevdiği kadar seviliyordu, belki daha fazla. Kime danışacağını, bu hislerini kime anlatacağını bilmiyordu. Etrafındakileri dertleriyle sıkmak istemiyordu, çoğumuz gibi. İçine attıkları onu bu hayattan soğuttu genç yaşında.

Etrafımızda onun gibi acı çeken, üzülen birçok insan var. Akıl sağlığımız pandemi sürecinde daha da büyük bir sınavdan geçiyor. Biz ülke olarak zihinsel ve duygusal problemlerimizi konuşmaya istekli değiliz. Onlardan utanıyoruz. Yaralarımızı saklamayı seçiyoruz, onları zayıflık olarak görüyoruz.

Yaralarımızı iyileştirmenin, değerli olduğumuza kendimizi ikna etmenin, yaşama sevincimizi korumanın yolu, bu dünyadaki varlığımızın bütünün varlığına bağlı olduğunu hatırlamak. Bütüne siz ister dünya deyin, ister evren, ister ekosistem, biz ona hizmet etmek için buradayız. Bizim değerimiz başarılarımızdan, paramızdan, evimizden, arabamızdan, kaşımız, gözümüz, boyumuz, kilomuz, ailemizden gelmiyor. Aslında bu dünyada hepimiz kimsesiziz, hepimiz sadece evrenin çocuklarıyız, hizmete geldik ve gideceğiz. Bu kısıtlı vaktimizde 2 görevimiz var: biri mutlu olmak, diğeri hizmet etmek. Ve ikisi birbirine sımsıkı bağlı.

Bu söylediklerimden şöyle bir çelişki ortaya çıkıyor, varlığım varlığına armağan olsun tadında kendimi hizmete adadığımda öz değerimi anlamış kabul etmiş oluyor muyum? Yoksa kendimi daha da değersiz adeta bir hizmetkar gibi bütüne sunmuş mu oluyorum?

Ne güzel soru! Kendini hizmete sunduğunda (ki hizmet derken bütüne hizmet etmenin bin türlü yolu var ancak en önemli detay senin sevdiğin seni de mutlu eden bir şeyi yaparak hizmet etmenden geçiyor) sen değer kaybetmiyor, değer kazanıyorsun. Üretiyorsun, ortaya bir değer ve bir emek koyuyorsun ancak bunu takdir teşekkür için yapmıyorsun.

Bütüne hizmet edecek olgunluğa erişmenin ilk adımı iyileşmekten geliyor. Ancak iyileşme yolunda adım attığımızda kendi mutluluğumuza kafa yorabilecek zihinsel duruma geliyoruz. Biz o zihinsel duruma gelmeden başkaları için bir şeyler yapmak sanki etimizden kanımızdan gidiyor gibi hissetmemize neden olabilir. Yaşam gailesi ile uğraşırken kendi mutluluğunuza ayıracak zamanınız kalmıyorsa, Furkan gibi gencecik yaşınızda sırtınızda kocaman yükler varsa, ya da genç olmasanız da büyük sorumluluklarınız olduğunu hissediyor ve o işlerden vakit bulamıyorsanız şimdi aşağıdaki satırları daha dikkatle okuyun.

Destek isteyin. Bu yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Sadece tek bir kişiden destek istemekle yetinmeyin. Sorunlarınızla ilgili mümkün olduğunca çok kişiden destek isteyin. Gerekirse bir profesyonelden destek isteyin. Ülkece genç yaşlı öğrenmemiz gereken en önemli şey destek istemek. Furkan’ın intihar notunu okurken aklımdan geçen de buydu. Keşke dertleri ile başkalarını yoracağını düşünmek yerine destek/yardım isteseydi. Belki de istedi alamadı, yazdıkları bana istemediğini/isteyemediğini düşündürttü. Sevdiklerinizin yakınlarınızın hatta yabancıların yardımını istemekten çekinmeyin. Onların bütüne hizmet etmesine destek olduğunuzu hatırlayın. Destek istemek de bu ekosistemin devamlılığını sağlıyor. Aldığınız desteğin karşılığını siz de vereceğinizi bilmenin gönül rahatlığı ile isteyin.

Bugün bu yazıdan tek bir şey alacaksanız o şu olsun, gözünüze dağ gibi büyüyen hangi sorun için destek/yardım isteyebilirsiniz? Bu konuda size kim/ler destek olabilir? Bir düşünün bakalım. Son olarak sizi buradan küçük bir olumlama paragrafı ile gönderebilir miyim?

Önce bir kez okuyun, sağ elinizi kalbinizin üzerine koyun, sonra eliniz kalbinizde gözlerinizi kapatıp aklınızda kaldığı kadarıyla içinizden birkaç kez tekrarlayın, isterseniz kendi kelimelerinizle değiştirin, eklemeler yapın, “Yaptığım her şeyi en iyi şekilde ve sevgiyle, inançla, alçakgönüllülükle yapıyorum. Ben yaptığım her şeyle ve kendimle gurur duyuyorum. Hiç kimse benim yüreğim ve aklıma sahip değil. Ben değerliyim ve evrene tüm kalbimle sevgimi gönderiyorum. Karşılığında hak ettiğim tüm sevgiyi şu anda alıyor ve kabul ediyorum. Teşekkürler.”

***

Bu arada aklınızda olsun, online koçluk seanslarına başladım. Online koçluk desteği almak için Instagram’dan bana mesaj atabilirsiniz.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply