İçi Seni Yakar Dışı Beni!

21 Eylül 2020

Photo by Joeyy Lee on Unsplash

Mayıs sonu bloga yazmaya ara verdim. İtiraf edeyim, blogu ihmal ettiğim için biraz üzüldüm ama buraya yazmadığım bu dönem benim için çok aydınlatıcı, çok iyileştirici bir dönem oldu. Haziran sonu işimden de ayrıldım. Tabiri caizse, karantina sürecinde kendime ver(e)mediğim hakiki zihinsel ve fiziksel molayı verdim. Bol bol aylaklık yapıp hayaller kurdum, kendimi dinledim ve sonunda web’deki bu çok sevdiğim köşeme düşündüklerimi sizlerle paylaşmak için geri döndüm.

Kendimi biraz dinleyince ilk harekete geçtiğim konu karantina sürecinde aldığım kilolar oldu. Ben değişimin her zaman dış kabuktan başlamasından yanayım. Bu hem daha kolay çünkü fiziksel yani somut bir değişim için bir yol çizmek ve o yolda ilerlemek daha kolay, hem de yüzeysel görünse de fiziksel değişimler içsel değişimlerin de tetikleyicisi olurlar her zaman. Bunu en iyi gözlemlediğimiz yerlerden biri nefes seanslarıdır. Bir nefes seansında sadece nefes alıp verdiğini sanan kişi o seansın dokunduğu yerlerin harekete geçirdiği duyguları bazen günlerce deneyimler.

Bu yazı kilo vermekle ve diyetle alakalı değil, bir yanlış anlaşılma olmasın. Bu blogda geçmişte başarılı bir şekilde kilo verdiğim zamanlara ait deneyimimle alakalı bir yazı zaten mevcut merak edenler buraya göz atabilir. Şu andaki durumum gösteriyor ki, bazı şeyler kalıcı olmayabilir, kilomuz gibi. Önemli olan kendimizin farkında olmak, sorunlarımızla ilgili destek almak ve son olarak hazır hissedince bizi huzursuz eden konularda aksiyon almak. İnsan hayatında her şey geçici, ister iyi olsun ister kötü. O yüzden içinde bulunduğumuz durumu fazla dert etmemek lazım. (Şimdi böyle desem de, diyetisyene gidince tartıda 62,7’yi görünce kan beynime sıçradı yalan yok!)

Bizim bir insan olarak değerimizi dış kabuğumuz belirlemiyor elbette, ancak içimizde ne olduğunu dış kabuğumuz ele veriyor. Bu da demek oluyor ki, kendimizi sağlıklı hissettiğimiz halimiz hangisiyse onu bulmamız ve ona uymamız lazım. Kendimizle ilgili imajımızı belirlerken, ne kadarının sosyal normalite tarafından belirlendiğine de dikkat etmek gerek. Günümüzde bizi belli bir şekil ve kalıba sokmaya çalışan ve özellikle sosyal medyada çok fazla maruz kaldığımız güzel, sağlıklı, yakışıklı, başarılı insan imajına çok da aldırmayarak kendi normalimizi ve sağlıklı halimizi kendimiz belirlememiz lazım.

Bu o kadar basit değil elbette! Bir deneme yanılma işi. Ben de deneye yanıla bu normali, beni mutlu eden halimi araştırıyorum. Bu araştırma ve bu konu üzerine kafa yormak bile beni rahatlatıyor. En azından biliyorum ki, bu üzerine bir şeyler yapabileceğim bir konu.

Fiziksel görünüş konularına kafa yorduğum dönemde, yıllar önce okuyup da hatırımda kalan ama bir süredir üzerine düşünmemiş olduğumu fark ettiğim bir teori geldi aklıma. Sevgiye Dönüş kitabında Marianne Williamson, kadınların “efendi adam” yerine “piç” tercihi konusuna müthiş bir açıklama getiriyordu. Elbette o bu şekilde isimlendirmemişti 😂 Neyse hatırladığım kadarıyla kendimizi bağışlamadığımız konular, kendimizle ilgili beğenmediğimiz şeyler, önyargılarımız bize engel oluyor, karşımıza çıkan dürüst, harika, mükemmel adamları sıkıcı buluyoruz bu yüzden. Onlara bir şans bile vermiyoruz. Bunun yerine bizi üzecek, sürekli gelgit, seviyor mu sevmiyor mu yaşatacak tabir yerindeyse “piç” dediğimiz ergen kılıklı adamlardan yana tercih yapıyoruz bir süre. Yani benim yorumumla doğru insanı bulma süreci aslında bir büyüme ve olgunlaşma süreci. Biz hazır olunca o kişi karşımıza çıkıyor veya biz karşımıza çıkanı görüp takdir edecek olgunluğa erişiyoruz diyelim.

Konu kilo vermekten, dış görünüşe göre partner seçmeye kadar geldiyse, artık esas mesajımı verip bu yazıyı bağlayabilirim. Kendinizi güzel/yakışıklı bulmanız sizi daha değerli bir insan yapmıyor. Bununla beraber kendi dış görünüşünüzden memnun değilseniz dıştan içe bir değişimi hemen şu anda başlatmak da elinizde. Yeter ki bunu tek seferlik bir şey gibi düşünmeyin. Bu klişe bir deyimle, bir yolculuk! Bazen mehter marşı gibi 2 ileri 1 geri şeklinde gidebilir. Bazen, bazı şeyleri oldukları haliyle sevmeniz sizin için daha iyi olabilir. Kararlar sizin. Bir bedenden ibaret olmadığınızı ve yine de size sunulan bu araca en iyi şekilde davrandığınızda çok daha iyi hissedeceğinizi hatırlayın.

Önemli olan aynada, fotoğraflarda ne gördüğünüz değil, kendinizi içten içe nasıl hissettiğiniz. Siz nasıl hissederseniz öyle insanları hayatınıza çekeceksiniz. Siz ne hissederseniz yüzünüzden o okunacak. Siz kendinizle ilgili ne düşünürseniz başkaları size öyle davranacak.

O zaman bugün için kendinize motive edici bir cümle söyleyecek olsanız bu ne olurdu, yorumlarda benimle kendinize söyleyeceğiniz motivasyon cümlesini paylaşır mısınız? Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

No Comments

Leave a Reply