Kişisel Hedeflere Veda!

13 Ocak 2021

Bu yıl, yeni yıl hedeflerimi yazmak yerine, kendimi 1 yıl içinde görmek istediğim durumun resmini çizdiğimden bahsetmiştim. İtiraf edeyim, artık genel olarak yeni yıl hedeflerine çok şüpheci yaklaşıyorum. Oysa dünyada bilinen şekliyle koçluk sistemi aslında hedeflerle ilgilidir. Amaç koçluk isteyen kişiyi ulaşmak istediği noktaya kendi iç rehberliği ile taşımaktır. Yaşam koçunun sorduğu sorular kişinin zihnindeki bulanıklığı kaldırmasına araç olur. Birçoğumuz hedeflerimize ulaşacak motivasyonu bulmakta zorlanırız çünkü hepimizin iç engellerimiz vardır. Bunun farkında olsak da onları nasıl aşacağımızı bilemeyiz.

Yıllar önce gittiğim psikolog bana yaptığı kişilik testlerinden sonra, sende ulaşılmayı bekleyen inanılmaz bir potansiyel var ama kendine engel oluyorsun, averaj bir insan olmayı seçiyorsun demişti. Teşekkürler Einstein! Ben o potansiyele ulaşmayı becersem zaten senle işim ne! Bu kadar bilgili ve mesleğinde tecrübeli bir insanın Cosmopolitan makalesi gibi konuşmasından şüphelenmeliymişim aslında. Bir de hakaret mi etti iltifat mı hala anlamış değilim. 😂

Potansiyeline ulaşma kavramı artık birçok şey gibi inanılmaz klişe geliyor bana ama itiraf edeyim, üretkenlikle, odaklanmayla, performansla ilgili içeriklere hala zaafım var. Youtube, Twitter, Instagram, bloglar, kitaplar nerede karşıma çıkmış olurlarsa olsunlar onlara karşı koyamıyorum. Yalan yok çok şey öğrendim onlardan ama çoğu belli bir hedefiniz varken işe yarıyorlar. Yani siz zaten bunalmışsanız, eliniz kolunuz kaygıdan bağlanmışsa size faydalı olmaları çok zor. Birçoğumuzun içinde başarmak, bir takım hedefler koyarak onlara ulaşmak için dayanılmaz bir istek var. Daha dün benden 15 yaş genç bir arkadaşımla konuşurken, fark ettim ki, temel sorun yine yetiştirilme biçimimiz ve ister sağ olsunlar ister ölü, ebeveynlerimizin bizden beklentileri. Sanırım bu, yılın buluşu değil hepimiz farkındayız da, nasıl değiştireceğiz bu durumu? Kendimizden çok şey beklemeyi nasıl bırakacağız? Mesela erteleme huyumuzun en temel sebebinin mükemmeliyetçiliğimiz olduğu artık bilinen bir gerçek ama bunu fark etmemiz onu hemen aşmamızı sağlamıyor ki!

İç engellerimiz bir şeyi ille de dört dörtlük yapma sevdamızdan, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamamızdan, ya yeni ve yabancı bir şey deniyor olduğumuzdan kendimizi farklı ve hatta birazcık sahtekar gibi hissetmemizden kaynaklı olabilir. Bazen de farkında olmadan edindiğimiz olumsuz bir inançtan kaynaklanıyor olabilir. Mesela benim uzun yıllar yazarak bir insanın hayatını kazanamayacağını düşünmem gibi. Yeni ve faydalı bir pratiği hayatımıza sokmaya çalışırken kendimizi bütün bu iç engeller ile yüzleşecek şekilde hazırlamamız şart. İş bir alışkanlık takibi uygulamasını telefonumuza yükleyip 30 gün boyunca her gün oraya veri girerek çözülmüyor. O alışkanlığı hayatımıza tam anlamıyla sokmak için önce bir koruma kalkanı da oluşturmak gerekiyor. Koruma kalkanımız olsun ki onu bırakmak için iç engellerimiz harekete geçtiğinde kendimize verdiğimiz sözü tutabilelim. Kalkanı güçlendirmenin ilk adımı bu alışkanlığı bizi korkutan büyük bir hale getirmemek. Onu basitleştirmek, ufaltmak.

Anladınız değil mi, eskinin hedefleri oldu şimdi size faydalı alışkanlıklar. Ancak bundan şikayet ediyor değilim. Çünkü hedeflere kıyasla alışkanlıklar çok daha az baskı yaratıyor üzerimde. Size kendimden kısa bir örnek vereyim. Karantina sürecinde ilk bunalımımı yaşarken kendime koçluk yapmayı denedim. Bir yere kadar da başarılı olduğumu sandım. Önce kendime hayatımın her alanı için birçok hedef belirledim. Ne büyük hata! Bunalımımın nedenini anlamaya çalışıp kendime şefkat göstereceğime kendime bir sürü yeni ve başarılması güç hedefler belirledim. İlki de kilo vermekti. Bir süre sonra bu hedeflerin bazılarını revize ettim, bazılarını da sildim. Bazılarını kendimi çok zorlayarak belli bir noktaya da getirdim. Ufaktan bir yerlerde sorun olduğunu görebiliyordum ama kendimizle ilgili birçok şeye kör olduğumuz gibi durumun farkına varmam epey gecikti. Neyse ki insan hata yaparak “öğreniyor”. Öğrendiğimi de paylaşıyorum ki, bir yerlerde birileri aynı hatayı yapıyorsa benim gibi debelenmesin, hah tamam desin, o da aynısını yaşamış bu yaşadığım şey normal.

Kendimizden çok şey beklemeyi bırakmanın ilk adımı olan bitene direnmek yerine güvenmekle başlıyor. Bir şeyleri değiştirmek için yeni bir yılı beklememize gerek var mı? Gün içinde herhangi bir anda o günün gidişatını farklı bir yöne çekmemiz mümkün değil mi aslında? O zaman boş verelim artık yeni yıl hedeflerine ve hatta tüm kişisel hedeflere. Onların yerine ise mini minnacık adımlarla da olsa değişimi koyalım. Sözde hedeflerimizi ise kendimizi anlamak için bir araca dönüştürelim. Herkesin bu halimizle okey olduğuna inansak kilo vermek ister miydik? O hiç verilemeyen son 5 kilo verildiğinde gerçekten sağlıklı bir birey olacak mıyız, şimdi şu anda sağlıklı olmak için adımlar atsak o kiloyu vermemize gerek var mı? Sözde hedeflerimiz bizim daha iyi bir yaşam yaşamamıza mı odaklı, yoksa onlar aslında bizim olması gerektiğini düşündüğümüz şeyler mi? Kendimizi kimse ile kıyaslamadığımızda ne kadar başarılı olduğumuzun önemi kalmadığını fark ettiniz mi?

Şunu hatırlatıyorum size ve kendime; şu anda devir hedefler, görevler, başarı peşinde koşma devri değil. Tamam, insanız, dışarda savaş da olsa bir şeyleri başarmak isteyen yanımız konuşacak içerde.Diyecek ki; “Bak herkes nasıl değerlendiriyor karantinayı, kimi kilo veriyor, kimi dil öğreniyor, kimi kitap yazıyor! Sen ne yaptın kilo almak dışında?” Bazen 10 aydır bir pandemi yaşadığımızı unutacağız ve bu süreçte neleri başarmış olmamız gerektiğine kayacak aklımız. Bazen neden daha üretken olmadığımızı, neden beynimiz uyuşmuş gibi hissettiğimizi, neden en basit görevlerin bile ağır gelebildiğini, evden bile olsa başkasının işini yaparken sonuç alırken kendimiz için bir şey yapmanın neden zor olduğunu merak edeceğiz.

Umarım, eğer bu zor günlerde kendinize bir takım hedeflerle eziyet ediyorsanız bu yazı sayesinde kendinizi zorlamayı bırakırsınız. Bunu da hayat kısa olduğu için söylemiyorum, sizin kendinize gereksiz hedeflerle eziyet etmeniz üzerine kurulu bir sistemin çarklarından çıkabilin diye söylüyorum. Zengin, güzel, başarılı olmak zorunda değiliz. Basit bir hayat yaşamak istersek, ve averaj bir potansiyelle gayet mutluysak bu bizimle ilgili bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Müthiş şeyler başarmamıza, dev işlere imza atmamıza gerek yok. Koca bir ömrü sadece iyi bir insan olmaya çalışarak geçirmek de gayet erdemli ve yaşanmaya değer bir yaşam sürdüğümüzü gösterir.

Varlığından emin bile olmadığım potansiyelimi rahat bırakmaya karar verdiğimden beri daha huzurluyum. Farkettim ki, tüketim çağının hayatımıza kazandırdığı potansiyel, motivasyon, üretkenlik gibi kavramlar yanlış ellerde (bazı psikolog ve kişisel gelişim uzmanlarına selam ederim) tehlikeli hale gelebiliyor. Başarmak istediğiniz hiçbir şey olmasın demiyorum elbette. Neden olmasın? Ama yüreğinize ağırlık yapıyorsa, içinizi sıkıyorsa olmasın. Özellikle de tüm dünya çıldırmışken şu anda olmasın. Yapmak zorunda olduğumuz bir sürü şey var zaten (toplumun ve bir ailenin bir bireyi olarak). Bakın tekrar ediyorum, ben boş boş gezin hiçbir şey yapmayın da demiyorum, yapın da demiyorum. İçinizdeki sesi dinleyin ve kararlarınızın sizin kararlarınız olduğundan emin olun diyorum sadece. Özellikle de bu süreçte hepimizin sakinliğe ihtiyacı var, kendinize bu sakinliği ve rahatlığı çok görmeyin.

Bugün hedef kafasından çıkıp hayal kafasına geçin. Size harbiden iyi geleceğini bildiğiniz, hissettiğiniz keşke yapabilsem dediğiniz bir şey düşünün. Ancak bunun başkaları yapıyor diye değil yürekten istediğiniz bir şey olduğundan emin olun. Japonlar “Kaizen” adını verdikleri metot ile, bir şeyi alışkanlığa dönüştürmek için o şeye her gün 1 dakika ayırmayı öngörüyor. Kazanmak istediğiniz alışkanlık ne ise her gün aynı saatte 1 dakika boyunca onu yapıyorsunuz. Sadece 1 dakika. Zamanla isterseniz arttırın ama sözleşme şartı sadece 1 dakika. Kendinize verdiğiniz o minik sözü tutacaksınız. Her gün sadece 1 dakika. Vardır ya bence 1 dakikanız. Vardır vardır…E peki düşünün bakalım o 1 dakikada ne yapacaksınız?

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply