Neden Bazı Gerçeklere Yeni Uyanıyoruz?

June 8, 2020

Photo by LOGAN WEAVER on Unsplash – Komşunu sev* Siyah, kahverengi, göçmen, engelli, farklı dinden, LGBTQ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans & İnterseks), tamamen insan komşunu.

Belki de bir gün bu geçirdiğimiz dönemi anlatırken, yakın tarih kaynakları her şeyin 25 Mayıs 2020’de ABD’nin Minneapolis şehrinde George Floyd isimli siyahi bir vatandaşın polis tarafından öldürülmesi ile başladığını yazacak. Bizler biliyoruz ki her şey ne onunla başladı, ne de onunla bitecek. Ancak şu bir gerçek ki, birçok insan için, ki buna ben de dahilim, önemli bir uyanışın sembolü oldu George Floyd ve onunla beraber farkına vardığımız diğer siyahi vatandaşların ölümleri. Sistematik ırkçılığa yeniden uyandığımız zaman oldu bu dönem. Sadece fark ettiğimiz şeyleri önemsediğimiz bir çağda, bu üzücü ölümlerin pandemi sürecine denk gelmesi de gündeme “değiştir” dememize engel oluyor. Pandemi sürecinde medya gündemi değiştirecek bir şey bulamıyor. Ve 26 Mayıs’ta başlayan protestolar Amerika ve dünya gündemini ve özellikle sosyal medyayı kaplamaya devam ettikçe ırkçılık ve ayrımcılık konusundaki uyanışımıza katkıda bulunuyorlar.

Bütün bu olaylar öncesinde bana sorsanız biz Türklerin zencilere karşı ırkçı bir tutumumuz olmadığını söylerdim. Ama öyle değilmiş. Konuyu biraz araştırayım dediğimde özellikle artık Türk sosyal medyasının çöplüğüne dönüşen Ekşi Sözlük sitesinde çok can sıkıcı ve ırkçı söylemlerle karşılaştım. Şunu belirteyim bu ırkçı yorumların çoğu Amerika’da yaşayan yazarların yorumlarıydı. Bu da ırkçılığın ne kadar öğrenilir bir şey olduğunu gösteriyor.

Yine sosyal medyada 25 Mayıs’ın hemen sonrasında özellikle Amerika ve İngiltere’de ırkçılık konusunda ne kadar az şey bildiğini fark eden herkesin dilinde “eğitim” kelimesi dolanıyordu. Eğitim şarttı! Şu kitapları okumalıydık, şu belgeselleri izlemeliydik. Eh eğitim hep önemli ama işte insanın istemesi, merak etmesi, umursaması gerekiyor. Siyahi vatandaşlara, sadece ve sadece ten renklerinden ötürü yapılan ayrımcılık 16’ıncı yüzyıla dayanıyor, öyle birkaç kitap okumakla baş edilebilir mi sizce?

Meraklı bir okur ve yazar olarak gözüm bu konuyla ilgili yazılan, çizilen, söylenen her şeyde günlerdir. Ben de eğitimin en azından iyi bir başlangıç olduğuna inanıyorum. Protestoların da tamamen destekçisiyim. Ne yazık ki çoğumuz Gezi olaylarından beri pek fazla şeyi protesto edemedik. George Floyd’un 4 polis memuru tarafından öldürüldüğü gün hepimiz Ali İsmail Korkmaz’ın acımasızca öldürülüşünü anımsamadık mı? Polis şiddeti her ülkede var. Ancak #blacklivesmatter hareketinin farkı aynı şiddetin beyaz vatandaşlara uygulanmamasında en azından polise karşı gelmedikleri sürece (geçen gün bir polis memuru tarafından itip yere düşürülerek kafatası çatlayan 70 yaşındaki amcayı unutabildiniz mi?) Neyse bu yazının konusu polis şiddeti değil, ki bir önceki cümlemde de anlatmaya çalıştığım gibi, devlete karşı geliyorsanız ve bir protestoya katılıyorsanız, bir yerden sonra, artık ten renginiz pek önemli olmayabiliyor.

Stand up sever misiniz bilmiyorum ama daha geçen gün ünlü komedyen Chris Rock’ın 2018 tarihli bir stand up’ını izledim. Netflix’te bulabilirsiniz, adı Tamborine. Şiddetle tavsiye ederim. Bu 1 saatlik gösteride Chris Rock polis şiddetine oldukça fazla değiniyor. İzlediğim her şeyin yorumlarını okumayı seven biri olarak, bu gösterinin IMDB (International Movie Database – Film, Dizi, Show vb gibi şeylerin kullanıcılar tarafından verilen oylarla puanlandığı bir platform) yorumlarında Amerikan halkının belki farkında bile olmadan yaptığı ırkçı yorumlar kanımı dondurdu. Belli ki daha 2 sene önce Amerika, siyahi vatandaşların polis şiddetine maruz kalmaktan ne kadar korktuklarını Amerika’nın en sevdiği komedyenlerden birinden bile duymak istemiyordu. hatta onu ırkçı olmakla suçluyorlardı.

Fark ettiğim bir başka konuysa, ırkçılık mevzusuna uyanan beyaz halkın siyahi mentor ve eğitmen arayışıydı. Hatta topluluklarda siyahi arkadaşlarından kendilerini eğitmesini isteyenler olmuştu. Bu babam öldüğünde birinin bana gelip yas sürecini atlatmakla ilgili eğitim istemesi gibi bir şey. 25 Mayıs’ta yaşananlar, zaten bu konuda bir travma ile doğan siyah topluluklardan çok fazla şey istemek değil mi? Olması gerektiği şekilde bu konuda gönüllü olarak öne çıkan ve paylaşımlar yapan ve kaynak önerenler oldu. Ancak dediğim gibi bu konu özelinde yapılanlar bir yana bence uyanmamız gereken başka ve daha büyük bir konu var.

Galiba en büyük yanlışı ben dahil hepimiz yıllardır ırkçılık ve ayrımcılık yapmadığımızı düşünerek yapıyoruz. Birilerine ya da bazı gruplara ayrımcılık yaptığımız bir gerçek. Çünkü belli değerler ve bir dünya görüşü ile büyütülüyoruz. Yaşadığımız coğrafya ve çevremiz bizi şekillendiriyor. Hepimizin ama hepimizin birçok önyargısı var ve yeni önyargılar edinmeye devam ediyoruz. Üstelik sadece ırklara, din ve mezheplere, ten renklerine göre değil, farklı birçok fiziksel özelliğe karşı geliştirdiğimiz önyargılarımız var. Benim toplumsal hayatta en gözüme batan kadınlara karşı yapılan ayrımcılık. Bunun sonrasında da eşcinsel ve trans bireylere yapılan ayrımcılık geliyor.

Ayrımcılık önyargılarımızla başlıyor. Sinsice giriyor zihinlerimize. Turizm sektöründe duya duya zihnime işleyen “araplar çok pis” buna iyi bir örnek. Oysa hiç evine gidecek kadar yakın bir Arap arkadaşım olmadı. Türkiye’ye turizm için gelen İtalyanlar ile muhattap olduğum yıllarda, gelenlerin çoğu Türkiye ucuz olduğu için gelen dar gelirli vatandaştı. Hatta rehber arkadaşlarla bazılarının ne kadar eğitimsiz olduklarından bahsederdik. Kim bilir belki Türkiye’ye gelen bazı Araplar da öyledir. Türkiye’ye turizm için gelen Araplar nasıl tüm Arapları temsil edebilir ki! Yine aynı şekilde Türkiye’ye tatile gelen Almanlar buradaki Türklerin Almanya’da yaşayan Türklere kıyasla bu kadar medeni ve kültürlü olmasına şaşırdıklarını söylerdi. O zamanlar bu Almanların ayrımcılık yaptığını bile fark etmemişim!

Bugün sahip olduğumuz tüm önyargıları birden ağır bir yük gibi buraya bırakabilseydik keşke ama çok derinlere işlenmiş bazıları. Bu da sürekli kendi üzerimizde çalışmaya devam etmemizi gerektiriyor. Sadece ırkçılık değil zihnimizdeki her türlü ayrımcı düşüncenin de masaya yatırılması şart. Çünkü ırkçı düşünceler çoğu zaman bir eyleme dönüşmese de, ayrımcılık hayatımızda aldığımız kararlar üzerinde büyük etkiye sahip. İlk adım kendimize karşı dürüst olmakta ve yaptığımız hataları fark etmekte. Sessiz kaldığımız haksızlıklar, yersiz, ayrımcı ve ırkçı söylem ve şakalar gösteriyor ki, önemli olan hatalarımızın utancını saklamak değil, telafisi için çalışmak.

Örnek teşkil etmesi için ben kendi önyargılarımdan birinden bahsetmek istiyorum. Yıllardır önüne geçemediğim bir önyargı iş hayatında kadınlarla çalışmanın daha zor olduğu yönündeki düşüncemdi. Çok sevdiğim bir podcast’te söylenen bir şey yakın zamanda bu önyargımı kırmamı sağladı. İş hayatında kadınlarla çalışmak daha zor çünkü iş hayatı kadınlar için daha zorlu bir arena. Öncelikle çoğu kadın, bir çalışan olmanın zorluklarının yanında bir kadın olmanın getirdiği şeylerle de uğraşmak zorunda. Bir yandan annelik, iyi bir eş olma, iyi bir evlat olma (kız çocuklarından daha fazla şey beklenmesi), haksız rekabet (aynı şeyi başaran erkeğe daha fazla aferin), erkeklerde çocukluktan gelen hata yapma özgürlüğünün verdiği özgüven (kız evlatların daha fazla eleştirilmesi), seksist işveren ve yöneticiler, cinsel şakalar veya çirkin espri ve şakalara tahammül göstermek ve daha birçok şey biz kadınları iş hayatında belki biraz daha gergin (herkesi kastetmiyorum elbette sevgili kadınlar), daha rekabetçi, daha tahammülsüz, daha mükemmeliyetçi yapıyor. Bunu düşündüğümde kadınlarla çalışmak zor önyargım, kadınlar için çalışma şartları daha zorlu olarak değişti. Kaldı ki son 1,5 yılda çoğunluğu kadın olan bir ekipte mutlu mesut çalıştım. Sorunu başkalarında değil önce kendimizde aramalıyız.

Merhum George Floyd ölümüyle birçok şeyi anımsamamızı sağladı. İçimizi burkan, kızının babası gibi siyahi bir adamın omuzlarında “babam dünyayı değiştirdi” dediği video, aslında küçük kızın ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. 26 Mayıs’tan beri #blacklivesmatter (siyah yaşamlar değerlidir) protestoları devam ediyor ve Floyd’u öldüren polisler yargılanacak. Dilerim polis şiddetinden mağdur olan herkes için adalet yerini bulur. Dilerim herkes siyah yaşamlar değerlidir dendiğinde, ama beyaz yaşamlar da değerli demeyi bırakır. Sizinki zaten hep daha değerli, artık dikkat çekmeye çalışmayı bırakın sevgili beyazlar. Şimdi hak ettiği değeri göremeyenlerin zamanı. Zaman ırkçı düşüncelere sahip olanları eğitme, ama eğitmeden önce ifşa etme, eleştirme ve farkındalığa çağırma zamanı. Hepimiz şapkayı önümüze alıp düşüneceğiz. Gerektiğinde pozitif ayrımcılık yapıyorsun eleştirisinden korkmadan hakkı yenenlerin haklarının takipçisi ve koruyucusu olacağız. Irkçı ve ayrımcı şakaları ve davranışları hoş görmeyi bırakacağız ki yeni nesillerin zihinleri saçma düşüncelerle kirlenmesin. Birlikte daha güçlüyüz, ayrıldığımızda güçsüzüz. Bizi birbirimizden ayırmaya çalışanlara birlik olarak cevap verme zamanı şimdi. Birbirimizi yapıcı şekilde eleştirme, haksızlıklara birlikte karşı durma zamanı.

Sevgili okur, peki sen kendi önyargılarının farkında mısın? Onlardan utanç duymak yerine, onları kabul edip iyileştirmeye, bunun için kendini eğitmeye hazır mısın? Hazırsan sana bu yolda tüm kalbimle bol şans diliyorum. Sonunda sevgi kazanacak. Onlar biz daha iyi yaşayabilelim diye öldüler. Biz de bu dünyayı daha iyi bir yer yapmak için işe önce kendimizle başlayacağız. Sonra da sevginin dili sevginin eli olacağız. Bir önyargı gördük mü üzerine gitmekten korkmayacağız. Tanrı yardımcımız olsun.

No Comments

Leave a Reply