Bu Şarkıları Ölene Dek Dinleyeceğim

May 27, 2020

Zaman kimi şarkıları etkilemiyor. En azından benim için. Bir şarkıyı ilk dinlediğinizde etkilenebilirsiniz ya da o şarkıyı ilk kez “gerçekten” dinlediğiniz bir an olur. İşte o anda her şey yerini bulur ve ah, bu şarkı beni anlatıyor işte dersiniz. Bazen onu bir süre dinlemezsiniz ama birkaç ay sonra hatta yıllar sonra tekrar dinlemek ister, onu özellikle arar bulur dinlersiniz. Bugün size benim için yılların eskitemediği 4 şarkıdan bahsedeceğim.

1-November Rain/Guns N’ Roses: 8:56’lık süresiyle dahi insana 1 dakika sürmüş gibi hissettiren bir şarkı. Bir kere her şeyden önce her zaman ortaokulu hatırlatacak. Vokal, sözler, müzik açısından mükemmel bir şarkı olması ve içinde yer aldığı albümün de muhteşem olması yanısıra benim için asıl önemi şarkının yıllar içinde fark ettiğim derin teması oldu. Şarkının ilham kaynağı ise bir kısa hikaye. Del James tarafından yazılan bu kısa hikaye, intihar eden kız arkadaşının yasını tutan bir rock yıldızı hakkında. Şarkının sözleri kırık bir kalbi onarmak için birebir. Sanırım bu yüzden üzüldüğümde dinlemeyi en çok sevdiğim şarkılardan biri oldu yıllar içinde. Tam bir klasik. Şefin tavsiyesi. Kulaklarınızın pası silinsin isterseniz tıklamanız yeterli.

2-Both Sides Now/Joni Mitchell: Bu şarkıyı ilk ne zaman dinlediğimden emin değilim. Sanırım üniversitede falandım. Çok hüzünlü hissettiğimi hatırlıyorum. Bir de birdenbire kendimi çok yaşlı hissettirmişti. Oysa bugün dinlediğimde öyle hissettirmiyor. Bu şarkı bana bilmediğimi bilmeyi ve bilmemeyi sevmeyi öğretti. Hayatı olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini. Evet biraz hüzünlü bir şarkı. Bununla beraber üzüldüğümüzde hayat güzel olmayı bırakmıyor. Belki de Joni gibi biz de bir gün, yaşamın illüzyonlarını anımsayıp yaşamak nedir hiç bilmediğimizi fark edeceğiz kim bilir? Sade ve bilge bir şarkı. Ayrıca Love Actually filminde Alan Rickman’ın Emma Thompson’a hediye ettiği albümde yer alıyor. Bu da küçük ve tatlı bir bilgi olsun. 🙂 Dinlemek için tıklayınız.

3-Metropolis Part I:”The Miracle and the Sleeper”/Dream Theater: Galiba bazı şarkılara bağlı kalmamız onlarla ilişkilendirdiğimiz anılarla da ilgili. Bu şarkıyı keşfettiğim yıllarda bugünkü gibi yeni çıkan müziğe ulaşmak kolay değildi. Müzik dinleme araçları kasetlerdi. Bu şarkının bulunduğu albüm 1992’de çıkmış. Ben hemen o yıl alıp dinlememiştim, sanırım 1-2 yıl sonra lisede keşfettim. Daha önce progresif metal dinlemediyseniz bu şarkıya bir şans verin. ) dakikayı aşan süresiyle anı anına uymuyor. O yüzden 1-2 dakika dinleyip vazgeçmeyin. Bu bir şarkı değil bir müzikal şölen. Yer aldığı albüm de her şeyiyle mükemmel bir albüm (Images and Words). Şarkının sözlerine gelince, Dream Theater’ı benim gözümde diğerlerinden ayıran noktalardan biri burada da ön plana çıkıyor. Şarkının sözleri ve müzikleri anlam olarak birbirini öyle güzel tamamlıyor ki, bittiğinde içiniz içinize sığmıyor. Dinlemek için tıklayınız. Üstelik de canlı.

4-Queen of Denmark/John Grant: Grant’in şarkıyla aynı adı taşıyan 2010 tarihli albümü bir süre aralıksız dinleyip sonra bir süre hiç dinlemeyip sonra yine sürekli dinleyeceğiniz albümlerden. Denmark kraliçesi acıklı, komik, sert, dürüst, yaratıcı, rahatsız edici, kaba ve muhteşem. Kendisini üzen eski sevgilisine laflar hazırlayan Grant varoluşsal sorunlarımızı, ne istediğimizi bilmeyişimizi, dünyayı değiştirmek isteyip kendimizle ilgili en basit şeyleri bile değiştiremeyişimizi öyle güzel anlatmış ki. Şarkıyı dinledikten sonra sanki birisi ciğerinizi okumuş gibi hissediyorsunuz. Buraya Grant’in piyano başında söylediği bir canlı versiyonunu koyuyorum ama hoşunuza giderse mutlaka orijinalini de dinleyin. Kendisinin BBC Philharmonic Orkestrası ile canlı konser kaydını aşırı tavsiye ediyorum. Buradan dinleyebilirsiniz.

Peki sizin ölene dek dinlerim dediğiniz, çocuklarınıza vasiyet olarak bırakacağınız, ilk dinlediğiniz anı hala anımsadığınız şarkı/lar hangileri, benimle yorumlarda paylaşır mısınız?

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply