Çilek ve Merak Üstüne Bir Yazı

May 20, 2020

Şu anda elimde afiyetle yemekte olduğum taze ve sulu bir çileği tutarken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Mayıs harika bir ay. Üstelik bunu sadece ben Mayıs’ta doğdum diye söylemiyorum. 🙂 Çilek de Mayıs ayında çıkıyor mesela.

Elimdeki çileğe bakıp merak etmeden edemiyorum. Onunla ilgili ne kadar az şey biliyorum. Bu ayıbımı hızlı bir Google araştırması ile telafi etmeye çalışıyorum. Bulduklarıma bakarsak, bugün severek yediğimiz çileğin bahçelerde yetiştirilmeye başlanması 18. yüzyıla dayanıyormuş. İlk çilek bahçesi Fransa’da Brittany bölgesinde kurulmuş. Bunun öncesinde çilek ormandan toplanan vahşi bir meyveymiş. Bugün yediğimiz çilekler aslında orijinal çileğin çaprazlanması ile elde ediliyormuş. Orijinalinde çok daha ufak ve lezzetli oldukları söyleniyor. Ben hiç orman çileği yemedim ama eminim öyledir.

Çileğin sembolik anlamlarına gelecek olursak, çilek Roma mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası Venüs’ü sembolize ediyormuş. Bunun sebebi de kırmızı rengi ve kalp şeklinde olmasıymış. Biliyorsunuz Venüs, Yunan mitolojisinde de Afrodit olarak geçiyor.

Ortaçağ Hıristiyan sanatında ve folklorunda, çilek manevi saflığı, ahlakı, doğruluğu ve ruhun mükemmel asaletini sembolize ediyormuş. Hatta yaprakları üç yapraklı olduğu için Kutsal Üçleme’yi sembolize ettiğine inanılıyor. Yani çilek deyip geçmeyin. Bir Google aramasında neler çıktı karşımıza. Üstelik sizi bir de harika hikaye ile uğurlayacağım bu yazıdan.

“Bir zamanlar bir ormanın kenarındaki bir patikadan yürümekte olan bir kadın varmış. Kadının önüne birden bir kaplan fırlamış. Kaplan korkunç bir şekilde hırlamış ve kadın can havliyle kaçmaya başlamış ancak sonunda bir uçurumun dibine yaklaşmış. Kadın düşünmeden atlamış ve son anda bir asmaya tutunmuş. Nerden kaçabilirim diye aşağıya bakmış ve orada bir kaplan daha olduğunu görmüş. Durum yeterince berbat değilmiş gibi, birden asmanın üzerinde 2 fare belirmiş, biri beyaz diğeri siyahmış ve kadının tutunduğu asmayı kemirmeye başlamışlar.

Farelerin asmayı kemirip koparması ve kadının aşağıdaki kaplanın önüne düşmesi an meselesiymiş. Sonra kadın gözlerini kaplanlardan ve farelerden ayırmış ve olduğu yeri kabullenmiş ve kendisine gelmiş. Gözlerini açtığında uçurumda olgun çilekler olduğunu görmüş. Ve onları koparmış ve afiyetle yemiş. Üstelik çok da lezzetliymişler.” (Ted Dekker – The Forgotten Way – Unutulan Yol kitabından)

Bu küçük hikayeye rastladığım yazıda kaplanların, farelerin, asmanın ve çileklerin neyi sembolize ettikleri uzun uzun anlatılıyordu, ama ben sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Mayıs ayı boyunca ve hatta yaşamınız boyunca yiyeceğiniz tüm çileklerin tadını çıkarın. Merak etmekten vazgeçmeyin, konu çilek gibi basit bir şey dahi olsa, sizi birçok yeni bilgi ve beklemediğiniz ilham verici bir hikaye ile buluşturabilir. Bütün bu öğrendiklerimden sonra sanırım artık çileği daha da çok seviyorum. <3

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply