Beni Kendine Aşık Eden Yazar ve Kitaplarıyla Tanışın

May 18, 2020

2019’da biri İngiliz diğeri Amerikalı 2 yazar tarafından yazılan bir roman okudum. Türkçe’ye Kıyamet Gösterisi adıyla çevrilen bu kitabın yazarlarından birisi fantastik edebiyatın ünlü yazarlarından Terry Pratchett idi. Diğer yazarı Neil Gaiman ise -şimdi söylerken utansam da- adını daha önce hiç duymadığım bir İngiliz yazardı. Daha önce 2 kişi tarafından yazılan bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. Çok şanslıyım ki kitap aslında sesli bir kitaptı ve ses kaydının sonunda yazarlardan hala hayatta olanla, yani Neil Gaiman’la bir söyleşi vardı. Bu söyleşide Gaiman, Terry Pratchett ile kitabı tamamlamak için nasıl tanıştıklarını ve yıllar boyunca kitabın farklı bölümlerini yazıp birbirlerine gönderdiklerini anlatıyordu. Kitabın hangi kısımlarını hangisinin yazdığını tam olarak özellikle açıklamadığından inanılmaz meraklandığımı hatırlıyorum.

Orijinal adı Good Omens (İyi Alametler) olan Kıyamet Gösterisi Türkçe’ye neden Kıyamet Gösterisi gibi bir isimle çevrildi bilmiyorum. İngilizce sesli kitap olarak dinlediğim için Türkçe tercümesi hakkında da yorum yapma şansım yok ne yazık ki. Yalnız çok sevilen bir eser olduğunu ve 2019 yapımı bir de TV dizisi bulunduğunu belirteyim. Kitap fantastik kurgu türünde ve oldukça esprili bir üsluba sahip. Hikayesi ise şöyle; 1655 yılında bir cadı tarafından yazılan ve görünüşe göre herkesin inandığı bir kehanet kitabına göre dünyanın sonu yaklaşmaktadır. Dünyaya bazı görevlerle gönderilmiş ancak zamanla fazlaca asimile olmuş bir melek ve bir iblis göreve çağrılırlar. Beklendiği üzere hiçbir şey planlandığı gibi gitmez.

Kitap beni o kadar çok güldürdü ki, bazı kısımlarda kendimi tutamadığım ve metro, otobüs gibi yerlerle yüksek sesle güldüğüm oldu. Sadık bir fantastik kurgu okuyucusu olarak türün en iyi örneklerinden olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca sırf yazılma hikayesi bile bu kitabı benim için unutulmazlar listesine sokmayı yeterdi. Düşünsenize biri daha tecrübeli iki yazar tanışıyor. Genç olan diğerine bir fikrinden bahsediyor ve sonra aralarında kilometreler olmasına rağmen mektuplarla birbirlerine yazdıklarını göndererek veya telefonda birbirlerine yazdıklarını okuyorlar. Muhteşem değil mi? Bu kitap bu 2 harika beyin tarafından yazılmasa bu kadar muhteşem olur muydu bilmiyorum.

Neil Gaiman’ın okuduğum/dinlediğim ikinci kitabı Amerikan Tanrıları (American Gods) idi. Beni şaşırtan 2017’de American God adıyla onun da dizisinin yapılması oldu. Bu kitap bugüne dek rastladığım en iyi başlangıçlardan birine sahip. Gölge isimle baş karakter hapisten çıkıyor, onun hapisten çıkmasını bekleyen çok sevdiği karısının öldüğünü öğreniyor ve o andan itibaren müthiş bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Kitabın türü yine fantastik kurgu ancak bu sefer birçok karakter var ve bu aynı zamanda bir yol kitabı ve siz de karakterlerle yola düşüyorsunuz. Amerikan Tanrıları sunduğu görsellikle beyninize adeta çift mesai yaptırıyor ama detaylar sizi sıkmıyor çünkü hikayeye bağlanıyorsunuz.

Amerikan Tanrıları’nın tadı damağımda kalınca Neil Gaiman’ın en beğenilen kitabı hangisi acaba diye araştırdım. En beğenilenlerden birinin Yokyer (Neverwhere) olduğunu görünce hemen ona başladım. Yine sesli kitabını telefonuma indirdim. Bu sefer beni başka bir sürpriz bekliyordu. Kitabı yazarın kendisi seslendirmişti. Galiba bu kitabı dinlerken kendisine aşık oldum sevgili okur. Yokyer Richard Mayhew adında Londra’da yaşayan genç bir adamın hikayesini anlatıyor. Tahmin edeceğiniz gibi yine fantastik kurgu türünde olan bu kitapta Richard Mayhew sokakta rastlayıp yardım ettiği bir genç kıza yardım etmenin bedelini çok ağır ödüyor ve kendini Londra’nın altında farklı bir dünyada buluyor ve yardım ettiği kız ve birçok başka karakterle bir maceraya atılıyorlar. Naif ve iyi yürekli Richard Mayhew ile beraber Londra’nın altında bir kurtarma operasyonuna dahil oluyorsunuz ve bu acımasız dünyada ölecek mi kalacak mı diye aklınız çıkıyor bir yandan da. Kitap bittiğinde devam etmesini o kadar çok istiyorsunuz ki…İyi haberse kitap yazıldıktan tam 20 yıl sonra 2017 de Gaiman’ın devamını yazdığını duyurması olmuş. Umarım en kısa sürede yayınlanır. 🙂 Bu arada Yokyer de İngiltere’de bir TV dizisi uyarlamasına sahip.

Yokyer bittikten sonra, Gaiman’ın, beni duygusal ve edebi olarak çok etkilemese de çok eğlendiren bir kitabını daha okudum, Anansi Çocukları (Anansi Boys). Bu kitabın başka karakteri Şişko Charlie de önce babasının öldüğünü öğreniyor, sonra da ortaya birden hiç tanımadığı kardeşi Spider çıkıyor. İşler birden Şişko Charlie için korkunç bir hal alıyor ve nişanlısı, işi ve değer verdiği her şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor, üstelik polisle de başı derde giriyor. Gaiman bizi yine hayallerin ötesinde, eğlenceli, komik ve kaotik bir dünyanın içine sokuyor. Ne yalan söyleyeyim Şişko Charlie Yokyer’in Richard Mayhew’ü kadar sevimli değil ama hikaye yine de sürükleyici ve eğlenceliydi.

Şimdi gelelim bir gün çocuğum olursa ona mutlaka okutacağım kitaba. Mezarlık Kitabı (The Graveyard Book) yine Neil Gaiman’ın kendi sesinden dinleme ayrıcalığını yaşadığım sesli kitaplardandı. Anne babası bir katil tarafından öldürülen, şans eseri emekleyerek yandaki mezarlığa ulaşan ve buradaki ruhlar ve bir vampir tarafından korumaya alınarak büyüten bir oğlan çocuğu hakkında bu kitap. Gaiman’ın kendi kızları için uydurduğu ve sonra ısrarları ile yazmaya koyulduğu kitap bence en duygulu kitabı. Kitap size bir ebeveynin sevgisini öyle güzel hissettiriyor ki sonunda duygular şelale oluyor. 🙂 Kitap muhteşem bir büyüme hikayesi. Tüm çocukların ve büyüklerin hoşlanacağından eminim. Bildiğim kadarıyla çocuklar için farklı bir versiyonu var, sanırım bu versiyon küçükleri kitabın korkutucu öğelerinden korumak üzere hazırlanmış. Çocuğunuz için satın alırken dikkat edin.

Neil Gaiman’ın okuduğum son kitabı Yıldız Tozu (Stardust) 2007’de filme çekilmiş ve ben de bu filmi izleyip çok vasat bulmuş biri olarak önce biraz tereddüt ettim okumakta. İyi ki ilk okuduğum kitabı bu olmamış çünkü Yıldız Tozu sizi içine biraz daha geç alıyor. Yıldız Tozu yine yazarının sesinden dinleme şansını elde ettiğim bir kitaptı. İlk birkaç kısmı okuduktan sonra kitap gittikçe güzelleşiyor ve muhteşem bir şekilde bitiyor. Yine fantastik türde olan bu kitap, Duvar adlı hayali bir köyde yaşayan Tristan Thorne adında cesur ve yakışıklı bir gencin, sevdiği kızı etkileyebilmek için gökten duvarın öteki tarafına düşen bir yıldızı ona getirmek için atıldığı macerayı anlatıyor. Film versiyonunda Robert De Niro, Michelle Pfeiffer, Claire Danes, Charlie Cox gibi ünlü oyuncular var. Ancak çoğu zaman olduğu gibi film, kitabın hakkını verememiş.

Yıldız Tozu da bittikten sonra Neil Gaiman kitapları arasındaki paralellikleri fark etmemek imkansız hale geldi. Gördüm ki beni onun eserlerine bağlayan; keyifli anlatımı, üslubu ve yarattığı dünyalar kadar hikayelerindeki bu anti kahramanların maceraları oldu. En önemli paralellik genelde başkahramanın kitabın hemen başında bir felaket yaşaması ve her şeyini kaybetmesiydi. Daha sonra hikaye ilerledikçe bu felaketin onun kişisel gelişimine katkı yapan bir nimete dönüşmesine tanık oluyoruz. Amerikan Tanrıları’nda Gölge eşini ve işini kaybediyor. Yokyer’de Richard evini, işini ve nişanlısını kaybediyor. Anansi Çocukları’nda Charlie’nin babası ölüyor ve nişanlısını ve işini kaybediyor, Mezarlık Kitabı’nda Nobody (Hiçkimse) anne ve babasını kaybediyor. Her kitapta başkarakterle beraber siz de okur olarak önce düşüyor, yuvarlanıyor, yaralanıp bereleniyor, sonra ise ayağa kalkıyorsunuz. Ama ayağa kalkmak derken öyle birden herkesin poposunu tekmelemekten bahsetmiyorum. Gaiman karakterlerine bir gelişim yaşatıyor. Bu gelişim kabullenme ve kendiyle barışma ile geliyor. Bence Gaiman bize diyor ki, hayat, her şeyi kaybettiğini düşündüğün noktada yeniden başlıyor. Yeter ki sen korksan bile maceraya atıl, her zaman iyi kalpli ol, başkalarına, tanımadıklarına bile yardım et, korksan bile cesur olmak için elinden geleni yap. Kalbinin sesini dinle. Yaşam bazen çok korkutucu olan bir macera ve sevdiklerinle olduğu sürece bu macerayı yaşamaya değer.

İşte kendisiyle 2019’da tanıştığım ve şu anda herhalde en sevdiğim yazar olan Neil Gaiman’dan öğrendiklerim bunlar.  Siz de benim gibi bir yazarı çok sevince tüm kitaplarını okumaya çalışıp bir maratona başlıyor musunuz? Yukarıda bahsettiğim kitaplardan birini okumayı düşünür müsünüz? Sizin son zamanlarda en sevdiğiniz yazar kim? Benimle nedenini yorumlarda paylaşır mısınız?

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply