Hiç Olmadığınız Kadar Neşeli Olabilirsiniz

May 15, 2020

Yaşamda bizi en iyi motive eden duygunun neşe olduğunu söylesem bana katılır mısınız? Ne yazık ki herkesi neşelendirecek tek bir formül yok. Herkes kendisini neşelendirmekten sorumlu şu hayatta ve bazen, bu sorumluluğumuzu ihmal ediyoruz. Burada bahsettiğim anlık bir neşelenme değil elbette. Güne doğru ayakla başlamaktan bahsediyorum. Neşeli bir ruh halini dünyaya (illüzyon dünyası) karşı adeta bir kalkan olarak kullanmayı kastediyorum.

Peki bunu nasıl başaracağız? Pollyannacılık mı oynayacağız, etrafımızdakilere sulu şakalar yapıp sürekli kedi köpek videoları mı izleyeceğiz? Bence tüm bunların etkisi anlık. Bir şeylerin bizi neşelendirmesini beklersek her zaman bizi neşelendirecek şeyler bulamayabiliriz. Neşe dışardan değil içerden gelmeli. Gelin daha yakından bakalım.

BİRİNCİ ADIM: Neşeyi fark etmek.

Diyelim ki sevdiğiniz bir şey yapıyorsunuz, bu sevdiğiniz bir şey yemek olabilir mesela. Ondan ne kadar hoşlandığınızı düşünün, tadının ne kadar güzel olduğuna, o andan ne kadar çok keyif aldığınıza tamamen odaklanın. Çoğumuz o tatlı, o kıtır kıtır, ama ısırdıktan sonra ağızda dağılan kurabiyenin hakkını vermiyoruz. Onu hızla ağzımıza atıyor, bir çırpıda çiğneyip yutuyoruz. Oysa o kurabiyeye bu dünyada yiyeceğimiz son kurabiye gibi baksak, tadını çıkarsak…Tabakta daha birkaç kurabiye daha var, neden bununla bu kadar oyalanayım dediğinizi duyar gibiyim. Mesele de bu. Belki de o yiyeceğimiz son kurabiye. Her şeyin, her anın tadını çıkarmak lazım. Her lokmanın, her yudumun, her adımın. Mesela karantina boyunca kaç kişiye sarıldınız. Eminim karantina öncesi 2 ay boyunca kendi anne babanıza, dostlarınıza hatta belki çocuğunuza sarılamayacağınızı hayal bile edemiyordunuz. Belki pandemi öncesi çayınızla Luppo’nuzu yerken, bir paket daha satın alabilmek için hastalanma riskini göze almayı planlamamıştınız. 🙂

İKİNCİ ADIM: Engelleri kaldırmak.

Çok basit aslında. Önce bir düşünün şu anda neşeli olmanıza engel olan ne? Mesela çocuk olsaydınız, ki hepimiz hala koca çocuklarız, probleminize nasıl yaklaşırdınız? Bugün bunu düşündüm. Şu anda keyfinizi kaçıran en temel, en somut, en göze batan sorun ne? Yüzeysel olmaktan korkmayın, mesela bir çocuk gibi düşünersem canımı ne sıkıyor? Çünkü çocuklar dünyanın sonu bile gelmiş olsa, oyuncağının kırılması gibi bize basit gelen bir şeye ağlayabilir. Biz neden öyle olmayalım? O zaman beni ne rahatsız ediyor, neşemi ne kaçırıyor diye bir düşündüm. Bir çocuk olsam ve utanmasam ve öylece söyleyiversem. Karantina süresinde kilo almak ve sağlıksız beslenmiş olmak. İşte söyledim. O kadar da zor değil. Dünyada bu kadar şey olup biterken, insanlar ölürken, hastalanırken, birçoğumuz ya işsiz, ya maaşının yarısını ya da çeyreğini alırken, benim sorunumun kilo almış olmak olması utanç verici hissettiriyordu.

Halbuki bir çocuk olsam sorunumdan utanmazdım. Bu yüzden utanmayı bırakıp sizinle burada paylaşıyorum. Geçmişte kalan kilo verme başarımın yasını tuttuğumu fark ettim bugün ve kendime ne yapabileceğimi sordum. Son aylardaki kilo verme konusundaki başarısızlığımı ve eylemsizliğimi nasıl yenebilirim diye sordum. Sonra da bugün basit 1-2 adım atsam ne yapabilirim dedim. Spor yapmama engel olan şeylerden birisi kondisyonum çok düştüğünden egzersiz yaparken çok güçsüz hissetmek. Öyleyse tecrübeli de olsam başlangıç seviyesinde bir egzersiz yapayım dedim. Sonra aklıma Barış Özcan’ın bir videosundaki önerisi geldi. Hedefinizi 2’ye bölmek. Aynısını geçen gün okuduğum bir kitapta da gördüm. Kitabı buraya eklemiyorum çünkü onunla ilgili bir yazı yazma niyetindeyim. 🙂 Ben de günde 1 saat egzersiz hedefimi 2’ye böldüm. Aslında seviyem için basit olan 30 dakikalık bir egzersiz yaptım ve hey, neşem yerine geldi. Egzersiz öncesi sağlıklı bir yemek de pişirdim. Daha ne olsun!

Çözüm basit: Size engel olan şeyi fark edin, onu kabul edin (utanıp bastırmayın, anlayışla karşılayın, tıpkı bir çocuğunuz olsa ona davranacağınız gibi) ve sonra basit bir adım atın, içinizden geliyorsa 2 de olur, kendinizi zorlamayın. Bir şeyi çok yapmak değil düzenli yapmak sonuç verir. O yüzden her gün yarım saat egzersizi hedefliyorum artık.

ÜÇÜNCÜ ADIM: Başkalarını güldürmek.

Neşe de paylaştıkça çoğalan şeylerden, tıpkı sevgi gibi. Size gözyaşlarını içine akıtırken başkalarını güldüren bir palyaço olun demiyorum. Ama başkalarını güldürmek veya sevindirmek size iyi gelecek. Hep birlikte komik bir film izleyin, kedi videoları izleyin, eski bir anınızı anımsayın. Hatırlıyorum da, rahmetli babamın evdeki duasında birisi yanlışlıkla eve dua okumaya gelen Hoca’ya kadın terliği vermişti. Bunu o dahil, hiçbirimiz fark etmemişiz, (Hoca kibarlığından söyleyememiş de olabilir) sonra bir noktada terliklerini fark edip kendimizi gülmemek için zor tuttuğumuzu, herkes gittikten sonra ailecek 1-2 dakika güldüğümüzü hala hatırlıyorum. Neşe ve kahkaha en acı dolu anlarda bile bizimle. Mutluluğun her zaman hakkımız olduğunu hatırlayalım. Dünyaya gülümseyen gözlerle bakınca gülecek çok şey bulacaksınız inanın.

DÖRDÜNCÜ ADIM: Niyet etmek.

Arada sanat yapmak ve gerçek bir entelektüel olmak isteyen yanım, yaratıcılığı en iyi besleyenin acılar olduğuna inanmak istiyor. Buna Ahmet Kaya “acılara tutunmak” mı demişti? Her neyse, bu karantina sürecinde anladım ki, acılara tutunmak sadece depresyona sebep oluyor, insanı daha yaratıcı yapmıyor. Dün Netflix’te After Life (Sonraki Yaşam) diye bir dizi izledim. Çok sevdiği eşini kanserden kaybeden ve sürekli kendini öldürmeyi düşünen bir adam hakkında. İnanmayacaksınız ancak dizi komedi türünde. Henüz ilk sezonu izledim ancak herkese gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Oldukça komik ve oldukça acıklı şeyleri çok güzel harmanlamış. Dizi boyunca hayatın aslında ne kadar yaşamaya değer olduğunu hatırlıyorsunuz. Hayat her an bitebilecek harika bir hediye. Her anın tadını çıkarmak da bu hediyenin tadını çıkarmanın en iyi yolu. Her anın tadını çıkarmaya niyet edip her güne öyle başlamaya niyet ettim. Acılara tutunmayı bırakıp neşeye tutunacağım. İsteyen Pollyanna olmakla suçlayabilir. 😛

Eğer buraya kadar okuduysanız teşekkürler. Bugünün yazısı oldukça uzun oldu. Neşeli olmayı dünyaya karşı bir kalkan gibi kullanarak, gücümüzü neşemizden alabileceğimize inanıyor musunuz? Yorumlarda benimle fikirlerinizi paylaşabilirsiniz.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply