Fırtınanın Gözü Olmak

May 12, 2020

2014’te hayatımda ilk kez psikoloğa gittiğimde ve psikolog bana neden geldiğimi sorduğunda bir benzetme yapmıştım. Düşüncelerimi yılkı atlarına benzettiğimi söylemiştim. İstanbul gibi büyük şehirlerde büyüyenlerin yılkı atlarına aşina olduğunu sanmıyorum. Anadolu’da sahipleri tarafından yaşlandıkları ve işe yaramadıkları için doğaya bırakılan atlara yılkı atı denir. Düşüncelerimi işte bu amaçsızca doğada koşan sahipsiz ve hüzünlü atlara benzetmiştim. Kafamı (düşüncelerimi) toplayamıyordum.

Karantina süreci hepimiz için bir içe dönme süreci oldu ister istemez. Bu da düşüncelerimizi daha fazla gözlemleme şansı sundu hepimize. Zihnimize göz atma fırsatımız olunca bir süredir ihmal edilen bir sürü şey açığa çıktı. Birinci elden tecrübeme göre zihnimiz her zaman güvenli bir yer değil. Düşüncelerimiz zihnimizde dört bir yana dağıldığında ne yapabiliriz? Öncelikle, düşünceler kendilerini ele verirler bunu hatırlayın. Neler düşündüğünüzün siz farkında bile olmasanız da bedeniniz inanın farkındadır. Gelin birkaç soruyla araştıralım.

FARKINA VARMAK: Nasıl hissediyorum, ne düşünüyorum sorusuna cevap vermek  iyi bir adım olabilir. İyi hissediyor muyum? Kaygılı mıyım? O zaman belki de endişe verecek şeyleri fazla düşünmüşümdür bugün. Yorgun muyum? Belki de kontrolümde olmayan şeylere fazlasıyla kafa yormuşumdur. Stresli miyim? Belki de yapmak istemediğim şeyleri yapmaya mecbur hissetmişimdir. Vücudumda nerede rahatsızlık var peki? Karnımda mı, omuzlarımda mı, belimde mi? Düşünceler ve duygular bir ilişki yaşarken bedenimizi de olumsuz etkilerler. Düşüncelerimiz duygulara dönüştükçe ve biz o duygularla başa çıkmaya veya bastırmaya çalıştıkça bedenimizde reaksiyonlar oluşur. Bunlar bazen basit rahatsızlıklar olarak ortaya çıkar, bazen de biz görmezden geldikçe ciddi rahatsızlıklara dönüşür.

SAKİN KALMAK: Olumsuz düşüncelerimizin farkına vardıktan sonra ilk tepkimiz genelde kaçmak olur. Birçoğumuz bağımlılıkların pençesine bu aşamada düşeriz; alkol, uyuşturucu, sosyal medya, alışveriş, abur cubur vb. Duygularımızı görmezden gelir ve güçlü görünmeye çalışırız. Oysa kaçmak yerine yapabileceğimiz bir şey var. O düşüncenin sırtına atlayıp onunla sağa sola koşturmak yerine, kenara geçip oturup, fırtınanın gözü olabiliriz. Kenardan o düşünceyi sakin bir şekilde izleyebiliriz. Onun gerçek mi yoksa uydurma mı olduğuna bakabiliriz mesela. Acaba benim egomun bir hikayesi mi? Yoksa gerçek mi?

BAĞIŞLAMAK: Ne yazık ki, olumsuz düşüncelerinizi fark etmek, sakince ayıklamak yeterli gelmeyebilir. Çünkü onlarla ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. İnsanın zihninin bir mayın tarlası olduğunu fark etmesi çok hoş bir şey değil. Hatta beni 34 yaşında bir psikoloğa gidecek noktaya getiren sebeplerden biri de buydu. Kendime kızgındım, kendimi anormal hissediyordum. Sanki herkes mutluydu ve dünyadaki tek mutsuz insan bendim. Üstelik hayatım harikaydı, peki neden mutlu olmayı beceremiyordum. Çünkü o zamanlar kendimi herkesten ayrı, farklı buluyordum. Bugün biliyorum ki hepimiz bağlıyız, bağlantılıyız. O zamanlar bunu bilmiyordum. Kendime kızgınken başkalarını da sevmem mümkün değildi. O zaman düşüncelerinizi fark edip, sakince sorguladıktan sonra onları bağışlamaya ihtiyacınız var. Tuhaf, hatalı, bozuk değilsiniz. Hiçbirimiz değiliz. Tüm düşüncelerimiz bağışlanmayı hak ediyor. Başkalarını bağışlamadıkça kendimizi de bağışlayamadığımız için, kızgın olduklarımıza başka bir gözle bakmanın zamanı geldi. Düşüncelerimiz sağlıklı değilse ve onların doğruluğundan emin değilsek geçmiş kızgınlıklarımızın sebeplerine güvenerek kızgın kalmamız ne kadar doğru?

HER ŞEY NEYSE O: Artık siz fırtınanın gözüsünüz. Şimşekler çakıp gök gürültüleri kalbinizin atışını hızlandırmaya başladığında, her şey kontrolden çıkıyormuş gibi göründüğünde, düşünceleriniz yılkı atları gibi vadinin dört bir yanına koşmaya başladığında, kendinizi, fırtınayı ve vadiyi uzaktan izleyen bir göz gibi hayal edin. Siz fırtınanın gözüsünüz. Neler olduğuna bakın. Aklınızdan neler geçiyor? Sizi şu anda en çok rahatsız eden düşünce hangisi önce onu bulun. Onu sorgulayın, gerçekliğine güvenebilir misiniz? Yoksa o eskiden kalma bir inancınız mı? Size öğretilen bir şey mi? Şimdi ona teşekkür edip gitmesine izin verme zamanı, onu bağışlama zamanı. Kendinizi bağışlama zamanı. Olan her şey yolumuza devam etmemiz için oluyor. Yolun uzunluğunu biz belirlemiyoruz. Yolda karşımıza çıkacakları biz belirlemiyoruz. Ancak karşımıza çıkanlara tepkimizi biz belirliyoruz. Karşınıza ne çıkarsa çıksın, olana güvenin. Olumsuz gibi görünen bir şey mutlaka sonra sizin hayrınıza olacaktır.

Duyguların ve düşüncelerin geçip gitmesine izin verin. Onlara öfkelenip çaresiz hissetmektense fırtınanın gözü olun, onları izleyin, sorgulayın, anlayın, bağışlayın, gitmelerine izin verin. Zihniniz bazen fırtınalı bir gökyüzü olabilir, fırtına sona erdiğinde, bulutlar dağılacak ve güneş yeniden çıkacak. O zaman siz de güzel havanın tadını çıkaracaksınız. Ve yine fırtına çıkarsa, onu izleyip ondan çok şey öğrenebilirsiniz. Üstelik bu, fırtına sırasında boş bir vadide dört nala koşarken üzerinize yıldırım düşmesinden daha iyi değil mi?

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply