Peki Ama Suçlu Kim?

3 Mayıs 2020

Kabul edelim insan yaşamda doğru yaptıklarından çok yanlışlarından öğreniyor. Durum böyle olunca hepimiz hatalar yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Üstelik sadece biz değil, tanıdığımız herkes de bu hata yapma hakkını saklı tutuyor. Nihayetinde insanız. İşin komik tarafı bazen bir kez hata yapmak da yetmiyor. Defalarca aynı hatayı yapabiliyor veya sürdürebiliyoruz. Bu hataların bazıları bizim ya da değer verdiğimiz kişilerin kalbini kırabiliyor, etrafımıza maddi ve manevi zarar verebiliyoruz. Elbette aynısını onlar da yapabiliyor.

Ortada bir hata olduğu zaman bize göre bu hata birinin olmalı. Yani ya birini suçluyoruz, ya kendimizi, ya şartları. Bir Çin atasözü diyor ki, “Başkasını suçlayanın daha çok yolu var. Kendini suçlayan yolu yarılamış. Kimseyi suçlamayan gideceği yere ulaşmış.” Başkasını suçlamak bizim üzerimizdeki sorumluluk baskısını azaltıyor. Kendimizi suçladığımızda ise çoğu zaman bir kurban rolüne bürünüyoruz. Bu yüzden kendimizi suçlamayı kaldıramadığımız noktada şartları ve çevreyi suçlamaya başlıyoruz.

Peki ama gerçek suçlu kim? Ortada bir hata var sonuçta dediğinizi duyar gibiyim. Yani hiçkimseyi suçlamayacaksak bu hatanın sorumluluğunu kim alacak değil mi? Bu Çin atasözünde bahsedilen ve kimseyi suçlamadığı için aydınlanma yolculuğunu tamamlayan kişi gibi olmak için ne yapmalıyız sevgili okur?

Aslında cevap çok basit, sadece 2 şey yapabiliriz, birincisi; olana güvenmek. Şu anda her ne yaşanıyorsa yaşansın onu şu andaki duygularımız ve düşüncelerimizle yargılamadan, Mevlana’nın benzetmesiyle “olanı” bir misafir gibi yaşamımıza kabul edebiliriz. Her ne yaşanıyorsa bunun mutlaka bizim için en iyi sonucu getireceğine inanabiliriz. Yani ortada bir hata varsa, önemli olanın suçluyu aramak değil bu hatadan kendi adımıza gereken dersi çıkartmış olmak olduğunu fark edebiliriz.

İkincisi ise empati kurmak. Ne kadar yanlış anlaşılıyor empati kelimesi değil mi? Empatiyi spiritüel lider Thich Nhat Hanh çok güzel açıklıyor şu benzetmeyle; marul ektiğinizde, marul istediğiniz gibi büyümeyince onu suçlamazsınız, neden büyümediğini anlamaya çalışır, toprağını kontrol edersiniz, suyuna bakarsınız. Ancak ailemizden biri ya da bir arkadaşımızla aramız bozulduğunda onları suçlarız. Oysa onları da anlamaya çalışsak ne kadar farklı olur sonuç. Yaklaşımımızı değiştirdiğimizde ilişkilerimiz değişir. Anlamaya ve sevmeye odaklandığımızda sorun yaşadığımız insanlara ve hata olduğunu düşündüğümüz durumlara bakış açımız değişir.

Yazıyı sonlandırırken bu yazının ilhamını da paylaşmadan geçemeyeceğim. Dün “Call Me By Your Name” diye çok güzel bir film izledim. Filmi Youtube kanalını takip ettiğim bir sinema eleştirmeni tavsiye etmişti. Tavsiye ederken de filmin tek kusurunun baş karakterlerin karşısında onları zorlayan bir durum olmaması olduğunu belirtmişti. Yani filmin hafif hüzünlü finalinde ortada suçlayacak kimse yoktu. Filmdeki herkes gerçekten iyi kalpli ve iyi niyetli olmasına rağmen yine de hüzünlü bir şekilde bitti. (Burada filmin sonunu elvermiyorum sevgili okur çünkü başından belli bence) Çünkü hayat böyle; bazen güleriz, bazen ağlarız, bazen kalbimiz kırılır. Her zaman bir şey öğreniriz ve yola öğrendiklerimizle devam ederiz.

 

 

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply