Vazgeçmeye Hazır Olduğum 5 Zafer!

Ocak hepimizin birçok beklenti ile karşıladığımız bir ay. Kendimize yeni yıl için hedefler koyduğumuz, belki de yıl boyunca kendimiz üzerinde en çok mesai harcadığımız ay. Bununla beraber benim için içimde çok fazla şeyi aktive ettiğim ve olumlu/olumsuz çok fazla duygunun yüzeye çıktığı kim bilir belki bu nedenle biraz karışık bir dönem. Bazı şeylere tutunup yeni alışkanlıklar edinmeye çalıştığım bu dönemde aynı zamanda bazı şeylerden de vazgeçmenin zamanıdır bence. İşte benim Ocak ayında artık vazgeçmeye hazır olduğum 5 şey. Bakın bakalım, belki aralarında sizin de artık bırakmaya karar verdikleriniz vardır.

HER ZAMAN HAKLI ÇIKMAM GEREKMİYOR.

Ne zaman bir tartışma olsa derdimizin aslında haklı olmak olmadığını söyleriz ama, içten içe haklı olmak istemez miyiz? “Ben söylemiştim”, “ben biliyordum böyle olacağını”, “ben ilk görüşte anlamıştım”… Bu böyle gider. Oysa kimse haklı ya da haksız değil sonuca baktığınızda. Aynı konuda ertesi sabah bambaşka hissedebiliyoruz. O zaman neden yargılıyoruz? Neden hemen bir görüş oluşturup bunu ortaya koyuyoruz? Anlamadan, üzerinde düşünmeden yorum yapmaktan bahsetmiyorum. Anladıktan ve üzerinde düşündükten sonra dahi bir konuda haklı çıkma merakımız nereden geliyor? Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir diyerek konuyu bırakıyorum. Artık haklı olmak istemiyorum. İnsan ancak susarak ve dinleyerek öğrenebiliyor. O yüzden haklı olma merakımdan vazgeçiyor ve özellikle istenmedikçe görüşlerimi kendime saklıyorum. Sonraki hedefim o görüşün de yargılayıcı değil sevgi dolu olması. Ama tabi daha ermedim maalesef.

 

SEVDİKLERİM BENİ SEVMEK ZORUNDA DEĞİL.

Karşılıksız sevdiğimizi düşündüğümüz aile bireyleri hakkında dahi, ben onun için neler yapıyorum, o beni hiç düşünmüyor tarzında şeyler düşünebiliyoruz. Sevginin özgür, bağlayıcı olmayan, karşılıksız halini tecrübe edebilmek için insanın önce kendini çok fazla sevmesi gerektiğini geç de olsa anladım. Ama her sevdiğimi karşılıksız sevebilmeyi her an yapabiliyor muyum orası tartışılır. Kabullendiğim şey ise şu, sevmek seninle ilgili bir duygu. Aslında her şey seninle ilgili. Karşındaki kişiyi ondan seni sevmesini beklemeden sevebilmek, onu sevginle sarabilmek ancak sen zaten sevgiye doymuşsan mümkün. Çoğumuz içimizdeki sevgi açlığını doyurabilmek için hep daha çok sevilmek şımartılmak istiyoruz. Ama aslında kendi kendimize sevgiye doyduğumuzda, karşımızdaki kişileri açlıkla değil manevi bir toklukla sadece sevebiliriz.

 

HER ŞEYDE BAŞARILI OLMAK ZORUNDA DEĞİLİM.

Ben hiç hırslı bir insan olmadığımı sanıyorken, aslında ne kadar başarı meraklısı bir insan olduğumu yakın zamanda fark ettim. Çok basit ve aslında hiçbir rekabet içermeyeceği düşünülen konularda bile başarılı olma ya da başkalarından daha iyi olmak gibi bir hissiyatım varmış meğer. Kendimi başkaları ile kıyasladığımın da inanın farkında değildim. Bunun temelinde yatan önemli olma isteğini ilk duyduğumda önce bir canım acımadı değil. Çünkü önemli olma isteği kulağa acıklı geliyor bence. Ama işin aslı evet önemli, başarılı, güzel, akıllı ve her şey olmak isteyerek büyüyoruz. Keşke sadece mutlu olmak isteyerek büyüsek ve öyle yetiştirilsek. Herhangi bir şeyde başarılı olmanın tek yolunun sizi mutlu eden şeyi yapıyor olmak olduğunu düşünüyorum artık. Ve başarının tek ölçütü mutluluk olmalı. Mutluysam tamamdır.

 

BENİ KIRANLAR BANA ÖZÜR BORÇLU DEĞİLLER.

Bugün yaptığım rehberli bir meditasyonda harika bir imgeleme vardı. Zihin gözünle kendini ve seni kıran kişiyi düşünüyorsun. Sonra kendi etrafına bir daire çiziyorsun. Sonra da diğer kişiyi siliyorsun. Sadece sen ve daire kalıyor. O dairenin içinde hislerinle baş başasın. Tabi şunu anlıyorsun aslında konu seninle ilgili. Neye kırıldığın neden bu kadar incindiğin orada kendini azıcık eşeleyince su yüzüne çıkıyor. İlk başta insana başka biri ile yaşadığı sorunun kendisi ile ilgili olması pek mantıklı gelmiyor. Kızgınlık, kırgınlık ağır basıyor başlangıçta. Ben bunu hakkedecek ne yaptım kiler, bana bunu nasıl yaparlar…Ama sonra yaşadığımız her ilişkide içinden geçtiğimiz sorunların bizi nasıl büyüttüğünü de görüyoruz, karşımızdaki bize acı veren kişilerin bize aslında rehberlik etmekte olduklarını da. Bu şekilde düşününce, kırgın ya da kızgın olduğum birinden özür beklemek çok saçma zaten. Çünkü ortada bir suç ve suçlu kalmıyor. Kimseyi affetmeme gerek yok. Çemberimde uslu uslu oturuyorum.

 

HERKESİ MEMNUN ETMEM GEREKMİYOR.

Konu ne olursa olsun, bazen iyi bir insan, arkadaş, eş, sevgili, anne, baba, evlat, çalışan, patron olmak kolay değil. Birçok kimliğimiz ve bizden belli bir şekilde davranmamızı bekleyen birçok kişi var. Onların beklentilerini karşılamaya çalışırken bazen kendimizi geri plana atabiliyoruz. Bize yapıştırılan etiket ve biçilen rol ne olursa olsun, biz kendi rolümüzü yeniden belirleyebiliriz. Bunu bazen ben de unutuyorum. Kimsenin hiçbir şeyi olmak zorunda değiliz. Biz mutlu olduğumuz sürece bunu devam ettirebiliriz. Sorumluluklarımız bizi eziyorsa yardım istemeli, içimizden farklı şeyler yapmak geliyorsa kendimize izin vermeliyiz. “Ben”cil olmak başkalarını hiçe saymak değil önce kendi ihtiyaçlarını gidermek bana kalırsa. Siz mutlu olursanız başkalarını mutlu edebilirsiniz. İçinizden gelmeyen şeylere evet demek, beğenmediğiniz şeylere güzel demek, yorgun olduğunuzda tükenene kadar çalışmak zorunda değilsiniz. Sadece kendinizi düşünün demiyorum, önce kendi ihtiyaçlarınızı görün diyorum, en azından temel ihtiyaçlarınızı. Mesela şu ara benimki fıstık ezmesi. 🙂

Bazı şeylerden vazgeçmek ne kadar rahatlatıcı değil mi? Eğer kendinize 2018 için hedefler koyduysanız bu yazıdan sonra onları tekrar gözden geçirmenizi tavsiye edebilir miyim? Hepsini yapmanız şart mı? 2018’in tek hedefi daha mutlu olmak olabilir mi? Sizin bu ara vazgeçmek istediğiniz bir şeyler var mı? Keşke yorumlara yazsanız…:)

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply